Foto Galeri WebTV
AYYILDIZ TOROS | Yüreğini Sele Kaptıran Kara Kışlılara'...
 
 
Yüreğini Sele Kaptıran Kara Kışlılara'...
11.02.2019 11:14:00
Döndü Çolak -Mavice
  dondu551@hotmail.com

Antalya'nın her zaman güneş cenneti olmadığını gösterdi bu kış. Evimizin yaşlılarından dinlediğimiz, damı delen yağışları, bu yıl hortumla birlikte tüm hayret ve korku ünlemlerimizle gördük. Kiminin rızkını kazandığı serası, kiminin satacağı ürünü, kiminin sığındığı evi, kiminin kullandığı arabası, kiminin bahçesindeki ağacı, kimininse 'mallar gideydi de o gitmeyeydi' dediği canları. On yıllardır görülmeyen kara kış, 'afet' oldu düştü ortamıza.

Tasalıyız hala, hoş'lukla uğurlayamayacağımız kışa. Nisan gelip, baharı buyur ettiğimizde 'canları' gidenler, doğanın mis kokusunu içine çekemeyecek, delicesine öten kuşları duyamayacaklar. Baharın sevinci, kışın üzüntüsünü silemeyecek. O evlerde cemre günleri beklenmiyordur şimdi. Nasıl beklensin ki, içlerine asla düşmeyecek iyileştirici etkisi. Yüreklerine düştü bir kere kor ateş. Küçükken, cemreye söylenilen kor ateşi arar dururduk ya havada, suda, toprakta. Bir kıvılcımmış diye diye otların arasına eğilip eğilip bakardık. Şimdi gördük kor ateşi, acısı küllenmeyecek yüreklerde. Keşke aramasaydık da, bulmayaydık on yıllar sonra.

Kışın sahibinin bu 'afet'le bizi sarsmasının elbet bir çıkarımı olmalı. Bu yıkıcı sonuçların nedenleri bir bir bulunmalı, bulunanlar çözülmeli, çözülenler bir daha hazmedilemeyecek olaylara set olmalı. Rahmet dileklerimiz, acısı yüreğimizde taze olan canlara gelsin. Gani gani sabır da, kor ateşi yüreklerinde saklı ailelerine diliyorum.

Gökyüzünden inmeye acele eden yağmur, acelesinde ısrar eden yağışı bir anda kabul etmeyen toprak  ve günü aydırmayan kara bulutları gördükçe düşündüm. Düşünmenin iyileştirici gücüne sığındım, korkunun, kaygının hakim olduğu 'uyarı' verilen günlerde. Dedim ki; hava da kederlerimiz gibi. Hiç geçmeyecek gibi. Boğucu, ruh daraltıcı. İçindeki binlerce kırık parçanın acısını hissediş hali. Her gün uyarı veriyor. ''Mecbur olmadıkça bulunduğunuz yerden çıkmayın, güvenliğiniz için.'' Kederli hallerimizde de çıkamayız içimizdeki hapishaneden.  Gülümseyemeyiz yarım yamalak bile, iki yüzlü olmamak için. Hapishanenin pencereleri yok, baktığımız her yer taş duvar. Tek kişilik hücrede müebbet yemiş gibiyiz. Haksız mıyız hem, sele kapılmış yavrumuzu bulamadığımızda kendimizi kedere teslim edişimizle. Kederlenmeye hakkı olan tek kişi olacak olsa bu sebeple o kişi bizizdir.

 Düşünmenin iyileştirici gücüne sığındıkça hapishanenin pencereleri gözüktü, taş duvardan ışık sızdı, müebbet, hapis cezasına çevrildi. Güvenli alanımız, bulunmadığımız yerlere kadar genişledi. Gülümsememiz, güneşi doğdurdu. Güneş, kara kışa hakim yüreğimizi ısıttı.

Düşündüm ve hayra yordum, kara kışın baharı güzel olur. Gelsin o bahar,  yüreğini sele kaptıran kara kışlılara'...  Gözyaşı sel olanların baharı güzel olmasa da sabredilesi olsun'...

 

 

 

 

Döndü Çolak -Mavice
Sandalyesini Çekti, Masamıza Oturdu'...