Ben ki; Kulum'...

Yeter ki sabredelim. Geçerken bir uğradığımız yerde istediğimiz verilmemiş, belkisi değil muhakkakı layık olan 'hayrımıza' olanı yaşamışız. Teskin edişimiz, kabarıp duran kalbimize çok mu? Kalbimizle bir olup kabarsak, atalarımızın atasını 'kandıran'ı dinlesek, ondan öte nefsimizle beraber olup gün-gün, ay-ay çalkalansak ekşimez miyiz? Bu acıların acısı dünyamızı adeta yaşanılmaz yapmaz mı?

Suç bizde hem de.

Bizim için yaratılan dünyaya esir düştüğümüzden beri değil mi bu zemheride kalışımız.

Mezarlıkların önünden geçiyoruz da üzerimize 'ölüm' bulaşmıyor. Oysa ölüm sinmeli üzerimize, kokusu yapışmalı tenimize.

Üzüntümüzü isyanla çıkartırken, burada kalıp yaşadığımız üzüntünün geçmeyeceğini zann-ederken üzerimize bulaşmış 'ölüm'ü koklamalıyız. Bu öyle koku olmalı ki beynimiz alarmını kurmuş saatin çalması gibi uyarmalı; 'ölüm var, korkma'...'diye.

Ölümden korkulmaz, asıl hiç ölmemek insanı fena halde korkutur. Tüm iyi kilerimizi hakeden tek olgudur belki de ölüm. İyi ki var. Olmamasını düşünmek, olmasını düşünmekten daha evla. 'Ölümün olmaması', bu dünyayı cehenneme çevirmeye fazlasıyla kafi.

Demiş ya şair;

''Eli boş gidilmez gidilen yere
Boş gelmedim ya Râb ben suç getirdim.
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımla çok güç getirdim.''( Tahirü'l Mevlevî'nin mezartaşı yazısı)

Allah hakkı için dağların kabullenemediğini kabullenen bizlerin hakkı 'cennet' değil de nedir. Ve yolun sonunda gördüğüm 'cennet' için (bu cennetten kasıt razılıktır ve dahi anladığınız) değmez mi sabredilesi dertlere. Cennet burada değil ki 'her şey yolunda gitsin' diye bekleyelim.

Kıvrandırıyor değil mi çekilmeyesi acılar, bırakın kıvrandırsın.

Sabredin'...

Hep de böyle mi olur, bardağın dolu tarafını görmek ne mümkün bardak bomboş hep durumunda mısınız?

Olsun, imtihanmış deyin. Becerebilirseniz şükredin. Olana değil, olmayana da. Başkaların eksikliklerine bakıp 'çok şükür bende en azından bu yok' kaçışıyla değil, yaradanın verdiklerine şükredişle huzura tebessümle varın.

Bir kör ki; halini kaderimmiş, imtihanımmış sabretmem hayrımadır der, kabullenir; bizler de dönüp durduğumuz dertlerin içinde isyan etmektense kabullenmeyi hayrımıza bilmeliyiz.

Ben ki; kulum. Kulluğumun idrakinde olmalıyım. Nefis bu, ister de ister. Versen, azar da azar. Azgınlığa set, azar azar vermek her şeyi. Uykusunu, yemesini, konuşmasını. Azma'nın ilacı az'lıktan geçiyor.

Bir bakmışız, şimdiden düne bakıp söylediğimiz gibi 'her şey çabucak geçti' diyeceğiz.

Ben ki kulum; iyi ki de kulum. Kulların baharı şimdide değil, yarında. Yarın uzakta değil, bahar kadar yakında. Bakın cemre düştü bugün. Evvelinden (Havadan) geldi haber, bahar gelecek. Sevinin.