Biz ki Kadınız…

Yılın bir önemli gününü de idrak etmiş bulunmaktayız.

Önemli bir günü özelleştirip “Özel Kadınlara” ithaf ettiğimiz 8 Mart'ı ilçemizde de “kutladık.” Her yıl kutluyoruz çok şükür aksatmadan. Bu yıl kapımıza kadar gelip bir çiçek veren olmasa da “biz zaten çiçeğiz” kandırmacasıyla geçiştirdik.

Belediyenin kadınlar gününe özel kadrolu Gökhan Ay'ı dinleyemesem de tüm kadınlarımızın içindeki tükenmez enerjisindeki kıvraklığa “Allah ömür versin” dedim. Ak Parti'nin Kadınlar Gününde, Elazığ'daki deprem dolayısıyla “eğlence” etkinliklerinden vazgeçmeleri takdirimi celbetti doğrusu. Boğazkent'ten gelen dansözlü eğlence haberi tam da “kadınlar günlük” dedirtti bana.

Velhasıl…

Bir kadınlar gününde de “kadın nedir?”, “ne ister?”, “nasıldır” anlatamadan ifa ettik. Doyasıya eğlenmekle neyi anlatmak istedik ben anlamadım ama anlayan birileri vardır umarım.

Her 8 Mart'tan sonra üçüncü sayfa haberlerinde “mağdur kadınlardan” bir eksilme göremiyoruz. Oysa azalmalı değil miydi ülkemde kadına verilen özel bir günü her yıl idrak ederek. Aslında medet gördüğüm 8 Mart gününün anlamı değil. Medet; yine Kadın'ın kendisi. Kadın kendisi bilmedikçe, hakkına sahip çıkmadıkça ezilecek.

Hak, Hak'tan gelmişken kendisine hak verilmeyi beklemeye ne hacet? Üstünlüğün ‘takvada'n başka bir şeyde olmadığını söyleyen Allah'ı dinlememek hangi erkeğin haddine. Buna inanmamak hangi kadının haddine.

Tamam, sorunlar zincirini görmemek imkansız ayağımıza böylesine dolanmışken. Yalnız; bu sorunları görürken ‘kadın' olarak kendimize soruyor muyuz: “Ben bunu hak edecek ne yaptım, ne yapıyorum hala” diye. Başımızdaki ezilmişlik halleri bizim haksızlığa karşı ses çıkarmayışımızdan olmasın. Belki de bu günümüzü sabahları sabah şekerlerini, öğlenleri dramatik olayları “izleyerek” geçirmekten kaynaklanıyor olmasın. Kadın denince; ‘gün', ‘eğlence', pasta-börek', ‘dikiş-nakış' ilk akla gelenlerse sebebi BİZ olmayalım.

Eğitim şart. 2010'da hala ‘okutmuyorlar beni' diyen varsa ‘yün almaya' giderken Kaymakamlığa uğramalarını rica ediyorum. Yine de çok zor durumda olan, babasının, amcasının ağzından çıkacak ‘tamam, okuyabilirsin' iznine maruz kalan kızlarımız için Devlet çaba harcamalı.

Şiddete, tacize, tecavüze, küfre maruz kalanlar “artık dayanamıyorum” diyorsa 155'i “isteğiyle” arasın… Seviyorum, katlanmak istiyorum diyorsa da tüm Dünya insanın yapacağı bir şey yok. Bu kadınlıkla değil, ‘insanlıkla' alakalı…

Durdum…….

Kendimi bir an erkek bir yazar gibi hissettim. Bir taraftan da 21. yüzyılda hala evet cinsiyet ayrımcılığı var diyorum. Kızgınlığım; sessiz kalınmasına, her kadınlar gününde sadece eğlence düzenlenmesine, haklarımızın anlatılmamasına… Kadına güzel bir gün armağan etmek, sadece eğlendirmekle mi olur. Biri de Nevval Sevindi'yi getirip Kadınlarımıza kendilerini konuşturtmaz mı. Tarihimizdeki özel kadınları anıp, yaşayan özel kadınları konuşturup anılaştıramaz mıyız?

Kadınız….

Özeliz, hanımefendilimizdeki zarafetimizle…. Bir gün değil her gün bize adansa yetmez…

Biz ki; kocaları doğuranız,

Biz ki; hayatın rengi,

Biz ki; yürek çarpıtan,

Biz ki; ilk kelimeyi öğreten,

Biz ki; tarihe yön vereniz…

Biz ki; …….

Küçücük bir kız çocuğuyuz….