CİHANda MURADı UZUNdu…

Bir gün ayrılacağına mahkumluğunu biliyor ellerini birleştirenler. İki elin sahibi de bir gün diğerinin ardından el sallayacağına eminler. Aynı anda gitme ihtimalleri küçük de olsa var belki ama nihayetinde o şans, ihtimallerin içinde.

Aynı soyada gönüllüler, biliyorlar ki bir gün o soyadı diğerinde yalnız kalacak.

Aynı evin anahtarını ceplerinde taşıyanlar, gün gelecek bir anahtar boşta kalacak. Biliyorlar…

Duvağı açan damat bildiği gibi, yüzünü gösteren gelin de bilir bir gün, o ‘bir gün' geldiğinde sonsuzluğa açılır bir ‘son.'

Ümitle bekledik Serik'ten iki ay evvel uğurladığımız savcımız Murat Uzun'un gözlerini açıp yuvasına adım atmasını. Ümitlerimiz dua oldu gönderildi zeytin gözlerine yıldız yıldız.

Anahtarı, tarağı, diş fırçası, traş makinesi, gömleği, ayakkabıları sahipsiz kalmasın istedik.

Sevdiceğinin “Allah'ım nolur ölmesin, nolur bir şey olmasın” yalvarışlarına ortak olduk.

Olmadı…

Soyadı emanet kaldı şimdi.

Anahtarı da boşta.

Ve… Yüreğini bağladığı elleri yarinin, el sallamada. Uzaklara… Yakın olan uzağa…

Son olan sonsuzluğa…

Kader bazen insanı öylesine dik tutuyor, böylesine yüreği yerlerde sürünürken.

Bir teröristin acımasız kurşunu. Hem de bir kadın elinden çıkan bir mermiyle.

Binlerce insanı tedavi eden Cihan Uzun, hemcinsinin attığı kurşunla kaybetti kocasını. Bir kadın eli; hayat kurtarıyorken, bir kadın eli hayatlar yok ediyor işte. Muradı ‘ömür boyuydu' şu cihanda. Bilse de kefenin üzerindeki gelinlik kadar yakın olduğunu ilk günden beri, o ‘uzun' bir ömrün hayaliyle beklemişti ölümü.

Şimdi….

Dik durdu. Tek damla göz yaşı dökmedi. Meydan okudu. “Murat'ım, dimdik buradayım. Oğullarını da senin gibi savcı yapacağım. Kimse bizi bükemez. Biz sağlam bir aileyiz. Bugünün bütün gazetelerini toplayacağım ve çocukların senin mesleğine girdiğinde onlara hediye edeceğim. Sana sözüm olsun Murat. Burada bir şehit, bir kahraman var, herkes görsün. Ben dimdik ayaktayım. Üç şerefsize pabuç bırakmam. Seyretsinler, görsünler bak gülüyorum ben. Güle güle yiğidim” dedi.

O hain kadını sadece Allah'a değil, milletinin evlatlarına havale etti.

Dağlanmış bir yürek nasıl atacaksa, o yuvasında günlerini öyle attıracak bundan böyle. Tek tesellisi hainliklerin bir gün bitebilme ümidi olacak.

‘Uzun' bir yolda emanet aldığı ‘soyadı'yla, ‘ömür boyu' söz verdiği gün gibi gelinliğinin rengine bürününceye kadar ‘Murat'ıyla yaşayacak hemşire Cihan Uzun.

Ve Türk Milleti de ona ve ‘kahraman' kocasına minnettar olacak.

Eski savcımıza Allah'tan rahmet diler, Sevgili eşine ve ailesine sabırlar dileriz.

Sizler vatansınız…