Diğer Gözünde Yaşam Mutluluğu…

Bir bıçak var da her defasında farklı bir yerimden; en derinlere saplıyor, kanırta kanırta da çıkartıyor.

Acı…

Tarif edebilir mi iç sızılarımızı…

Cayır cayır yanan bedenimizi, önümüze atılan ıslak battaniyeye sarma gücü var mı ki elimizde?

Çarpa çarpa savrulan düşüncelerimizi bir daha bir araya getiremeyeceğimiz, gelse dahi çarpılmaktan hal kalmamış olduğunu görmüyor muyuz?

İsyanımızdan çok bu defa göz yaşımız hıçkırıklarla dökülürken, sesimizin güven vermediğini düşünenleri ikna etmeye çalışmak boşa değil mi?

Biz “sekiz defa aynı anda yanmışken onlar sisli havadan kendilerini gülümsetecek bir ‘açık' alan buldular.

Oysa…

Oysa Cengiz bu bahara kavuşamasa da bir sonraki bahara sevgilisinin ellerinden yüreğinin titreyişiyle tutacaktı. Artık tezkeresini almış “adam” olacaktı.

Ya Serap…

Kimselere benzemeyen, Serap…

Yüreği geniş, hayalleri ufku aşan Serap. Ufuk mu kıskandı da nazar değdi hayaller güzeli kızımıza. Bu bahar değilse de gelecek bahar sevincini derleyip dudaklarının kenarına iliştirdiği haliyle üniversite kapısından geçecekti, diğer Seraplar gibi…

İnançlıydı…

Öylesine inanıyordu ki en yakın arkadaşı Rojda'yı sırlarına bekçi etmişti. Rojda gibiler yıllardır aramızda en açık haliyle dururken, bu millet yıllardır bu güzel hikayeyle efsaneleşirken birileri çıkıyor ‘açılım' masalı anlatıyor. Masala inanmayanlarsa “ben bu masalı sevmedim”den öte “masal anlatmayın deyip duruyor. Derken de elleri boş durmuyor, Molotoflarla sokaklara ilan ediyorlar.

İstiyoruz masalımız güzel bitsin. İstiyoruz da masalı istemeyenleri ‘canlarımızı' yakarken, biz hala masal mı dinleyelim.

Yok yok…

En iyisi biz bacadan düşen Noel Baba'dan, çuvalını açmadan yeni yıllardaki hediyemizi toptan isteyelim. Bize bir masal anlatsın, uzun bir masal olsun. Baharı el ele yaşayanların; özgürce, hoşça dağlarda gezdiği, dağlarda gezenlerin korkusuzca yolculuk ettiği, uçan kuşa, sürünen yılana, yüzen kurbağaya gülücük dağıttığı, bir gözünde aşk pırıltısı, diğer gözünde yaşam mutluluğu olduğu……………