Gereği Neyse…

Eylül değil suçlu olan. Ağustos da öyleydi. Kazanın altındaki alev sönmek bilmedi. Kazan hala kaynıyor. Dışının karası, başımıza çökmüş zifiri karanlığın rengi.

Yıldızlar el etek çekmiş, kaydırılacak tek yıldızımız kalmadı. Çocukların gözlerinden gelen yaşlar buhar oldukça gökyüzü küstü. Üzerimize acı üzerine acı yağıyor.

Sevdadan bahsedemez olduk, sabah yatağımızdan kalkınca ilk iş aynaya gülemez olduk. Kahvaltısını babasız yapan yavruların boğazından geçmeyen sütü hatırladıkça çaylar boğazımıza durur oldu. Bir ekmeği paylaşamamanın acısı yüreğinde otururken kocası şehitliktekiler, biz ekmeğe el uzatamaz olduk. Çaya şeker koymayı Temmuz'da unutmuştuk.

Güzel bir şeyler olmayalı aşk da sakladı kendini. Aşkını ilan edecek güveyler gerdeğine üç gün kala toprakla kucaklaşınca, gelinler hayallerini bıçak gibi kesen ayrılıkları yaşadıkça biz mutluluğu görmek istemiyoruz. Diziliyor yüreğimize de, gözlerimize de …

Düğün yapanlar ar ediyor, davul çaldıramayan ailelerin ülkesinde.

Hani evladı ölenin yanında evladının doğduğunu haykıramayan anneleriz hepimiz. Bir çok hikaye birikti. Hepsi acılı, hepsi titrek.

Işıklar yanıksa da kapıdan giren delikanlılar yok.

….

Bir olmanın daha bir zamanı şimdi.

İnançlı olmanın, güvenmenin, bağlanmanın ve çalışmanın zamanı.

Zamanı şimdiki gibi ilerletmemenin vazifesini yapmalıyız her birimiz.

Bol kanlı, çok ayrılıkçı, haddi aşan bir ezilişin tarihini kazıyor dünya.

Sen düzelmezsen, iyi yönde milim değişmez gidişat.

Sen inanmazsan, güvenmezsen, çalışmazsan yavaş yavaş terk eder inatla bu güzelim ülkenin sahipliği.

Dürüstlük ilkemizle, çalışma disiplinimizle, geleceğe inancımızın güvenliğiyle, sabırla yol almalıyız.

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Kaderin sahibine yemin olsun ki; biz ‘kan' sever değil, ‘kan' savarız. Biliriz ki ‘yaşamak' için kan vücutta akmalıdır.

Vücuttaki kanı kaybetmemek için acil çok acil müdahale şarttır.

Gereği neyse…