Güzel Ahmetler, Ümitli Uğurlar…..

Hayat… İki tek heceden oluşan koca bir kelime. İçini dolduran her bir sahibi kendince bir yolda tamamlıyor cümlesini. Her bir cümle; vakitlice tamamlıyor son noktasına kadar.

Cümle cümleyse, eylem ifade ediyor muhakkak. Öznesi gizliyse de aşikarsa da, tümleç devrikse de düzse de ifadesi muhakkak var. Zaman en büyük şahit.

Vakitlice tamamlanan cümleler, okuyucusu tarafından bir bir tahlil edilecek. Eylemini tamamlayıp tamamlayamadığı ayanlaşacak.

Cumartesi günü bir cümle kurduk gazetemiz ve KTÜ'lü öğrenci grubunun iki temsilcisi; Ümit Uğur İltar ve Ahmet Güzel'le. Daha doğrusu güzel Ahmet'in, ümitli Uğur'un kurdukları cümleleri biz hayranlıkla dinledik. Şahitlik edebilseydiniz siz de gözlerinizle o ana sizlerin de gözleri ümitle ışıldardı gençliğe karşı Ümit Uğur ve Ahmet'in sözleri.

İtiraf etmeliyim ki ben bu kadar bu işin peşine düşmezdim. Bizler genelde kaymak yemeyi severiz de kaymağı elde etmek için sütü karıştırmasını başkasından bekleriz. Ümit Uğur'sa öyle yapmamış. Baş danışman o zaten. Ben üniversiteye gittiğim ilk aylarda orada bana destek veren Serikli arkadaşım olmasaydı geri dönerdim diyor. Zira biliyoruz alışamayıp geri dönen üniversitelileri. İşte bu yolla Ümit Uğur “ben çektim, başka Serikli çekmesin” diye Serikli Üniversiteli avına çıkmış. Ahmet; Ümit Uğur olmasaydı her şey daha zor olurdu ilk aylarda diyor. Öylesine samimi ki cümlesi üzerine basa basa söylüyor; Ben geldiğimde nasıl yardım görmüşsem KTÜ'ye gelen Serikli arkadaşlarıma da yardım edeceğim diyor. Tek gayeleri; kendilerinin çektiği sıkıntıları çekmesinler, yalnız hissetmesinler oralarda yeni gelen Serikli arkadaşları. Sözde değil düşünceleri. Şimdiden gitmişler bazı dershanelere, ve ulaşabildikleri KTÜ'lü öğrencilerle sayıları 25'i aşmış.

Ne güzel deyip hayran hayran dinliyorum cümlelerin sahiplerini. Yardım etmenin parayla eşleştirildiği günümüzde para kelimesi geçmeden sadece orada yalnızlık çekmesinler, zaten zor olan üniversitenin ilk günlerinde alışmaya çalışmanın sıkıntısını çekmesin diyen iki genç karşımda.

İnanın bu topraklar hala sağlam ürün veriyor. Tohumlar ‘çevre şartlarına' rağmen çürümüyor. Koca yürekli çocuklar karşımda hayata öyle cümleler kuruyorlar ki zaman eminim büyük keyifle okuyacaktır, okuduğu gibi…

Ümit Uğur İnşaat Mühendisliğinde, Ahmet'se Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık'ta okuyor. Sekiz defa Serikli grupla toplanmışlar, geçen yıl ilk iftarlarını Serik'te gerçekleştirmişler. Bu yıl ikincisini gerçekleştirecekler 29 Ağustos Cumartesi günü, yine Serik'te.

Sohbetimiz boyunca Gazetemiz sahibi Süleyman Karataş'la beraber Serik ve Serikli hakkında konuşuyoruz. Eksilerimiz artılarımızdan fazla çıkıyor her birimiz konuştuğunda. En fazla eksiyi de Adam olup da Serik'ten ayrılan unutkanlara verdik. Her kare toprak bizimdir elbet. Hatay'ın iki metrekaresi de, İzmir'in bir metrekaresi de, Trabzon'un bir karışı da. Ancak, nerede doyulsa da doğulan toprak ana toprağıdır, baba ocağıdır. Unutulmamalı kanaatindeyiz.

Bizim çocuklar sadece üniversiteli avında değiller. Trabzondaki Seriklileri bulup onlarla hemhalleşmek de istekleri arasında. Örneğin Trabzon Cumhuriyet Başsavcısı Rıza Can da Yukarıkocayatak köyünden olan bir Serikli. Başsavcı Rıza Can'la irtibata geçip sıcak bir muhabbette gerçekleştirmişler.

Eskilerin asker hatıralarını dinlerken duyardım en çok da “toprağım” kelimesini. İnsanın kendini en rahat hissettiği yer güvende olduğu yerdir. En güvendiği yer ise kendi toprağıdır. Kendi toprağına basmıyorsa ayağı, “toprağını” görmesi ve onunla beraber olması en büyük güvenliktir, rahatlıktır.

Maskesiz yüzler görmek neredeyse çok güç. Kalbin yansıttığı yüzü görmekse imkansız.

Benim Cumartesi gördüğüm yüzlerse kalp diliyle ışıldayan ve ümit saçan pırıltıydı.

Ümidim; Ümit Uğur'un ve Ahmet'in yolu yol olsun diğer üniversiteli Seriklilere.

Hayat… İki tek heceden oluşan koca bir kelime. İçini dolduran her bir sahibi kendince bir yolda tamamlıyor cümlesini. Her bir cümle; vakitlice tamamlıyor son noktasına kadar.

Cümlelerimiz ışıldasın her birmizin…