Hala Yaşıyorsun…

Kulak, duyduğunu nakleder kalbe de kalp, temizliğince duyduklarını yorumlar. Yorumlananlar her nasılsa öylece yansır davranışlara.

Davranışlar bir garipleşti. Kendimizin eylemlediğini dahi çekemez olduk. Söz geçmez mi oldu kalplerimize, sebep ne hikmetse…

Binbir hal üzerinde yakalıyoruz da kendimizi, her defasında aynı soru işaretleriyle devam ediyoruz.

Nedir kahırlandıklarımıza her defasında yeniden yol vermemizin sebebi.

Nedendir “Son” dediklerimize tekrar iştah kabartmamız.

Kimdir içimizdeki ruhumuza dahi söz geçirtmeyen densiz.

Neler, elimizi eteğimizi çektik gayrı dediğimize yakınlıştıran, utanmadan.

Ne bir'iz, ne bütünüz irademiz kaypaklaştıkça. Öyle yağ çekmekle olmuyor(muş) işte.

Ruhlar hizasız…

Kalpler sağır…

Atıyor mu sanıyoruz kalplerimizi, teklediğini duymayarak.

Görüyor mu sanıyoruz gözlerimizin, körlüğümüzü fark etmeyerek.

Kaçamayacağımız aşikar değil mi, bu sağırlıkla, körlükle…

Hem kaçarken yanımızda götürebileceğimize inandığımız ne var ki?

Şahit değil midir sanıyoruz kendimize dahil edemediğimiz meleklerimizi. Melek(i)leştiremediğimiz ruhlarımıza inat meleklerimiz her diam kayıtta, oysa.

Her sabah yeniden nefesleniyoruz ya, o ilk nefese sahip çıkabilsek…

O ilk nefes, NEFES'in sahibiyle adlansa…

Adlanılan hatrına yorumlansa duyulanlar.

Kalp, gözünü açarak var'lansa…

Yorumlar var'lıkla can bulsa…

Davranışlar, yük gelir mi soru(n)lara…

Bir olanla bir'lik çaredir elbet Hizasız Ruhlarımıza…

Elini sol göğsünün bir parmak altına koy, tekleyen kalbin değil, hayat verenin uyarı sesleridir.

Hala yaşıyorsun…