Ne çabuk bizi şereflendirdi de şimdi gitmeye kalkıyor anlam veremedim. Daha ‘hoş geldin' yazısı yazacaktım oysa ben. Günlerin dürülüp ayların içine saklandığını biliyordum da bu kadar kısa gelmesi günlerce uyumuş uyanmış hissi verdi bana. Oysa ‘uyanık' geçirmekti her birimizin arzusu gibi arzum. Şimdi şu son günlerde mübareğin ‘uyudum mu' dedirtti bana. Uyusam da güzel rüya gördüm çok şükür ki. Hem rüyalar gözü açıkken gerçekleşebilir tadındaydı. Rüyamın başında herkes güneşin kavurduğu günlerde hem de saatlerin uzun olduğu vakitlerde ‘tut' emrine itaat edebilir miyimin kaygısındaydı. Kaygılanma dozundaysa kişiye dikkat etmeyi bağışlıyor. Aynen öyle ‘dikkat edenler' yemin edilen zamanın belli vaktinde ‘tut'tular ağızlarını da, kulaklarını da, ellerini de, vicdanlarını da…
Bu sıcak da ahh bu sıcakta diyenlere bir şeyler oldu bir anda rüyamda. Sanki ‘serin ve selametli' oldu güneş. Sanki diyorum çünkü gözümü kırpıştırarak baktığım güneş her zamankinden fazla ısı yayıyordu ışığınla. Öyle ya aylardan Ağustos'tu. Güneşin tam piştiği zamanlar. Rüya olmasa zaten inanılmazdı. Bu sıcakta aç, susuz, isyansız, tahammüllü, kabullü… Üstelik isteklice ağzımıza zincir vurarak. Dahası her gün bir öncekinden güçlü, inançlı, sevimli. Yüzlerde zor olanı başarmanın zaferi. Zaferle gelen rahmet. Ne kadar zorlanmışsak o kadar rahmet avuçlarda. Hala rüyadayım sanırım, hiçbir Ağustos, hiçbir Ramazan bu kadar güzel geçmemişti hayatımda.
Bu bir rüya olmalı.
Rüyamın içinde kabuslar, kabusların içinde melekler. İyilik melekleri ve koruyucu melekler… Şehit cenazeleri ardı arkasına. Uğruna öldüğüne sarmalanmış. Analar yüzlerini parçalıyorlar, kanıyorlar. Sol göğüslerinin üstü kıpkırmızı. Kan rüyayı bozar mıydı? Bozulmadı. Benim de kanadı, acıdım. Ciğerlerinin parçasını kaybedenler kadar mıydı acım, yok onların kanı dere olmuş gökyüzüne doğru akıyordu. Koruyucu meleklerse yeryüzüne inişte.
Sonra ‘kardeşlerim' mecburi oruç halindeydiler. Sahursuz, iftarsız. Sahura da iftara da menü hazırlayamıyorum bu yüzden. Onların mideleri açlıktan kazınırken bizim vicdanlarımız kazınıyor. 6 dakikada neler yapabiliriz? Sıralaması, bu sıraların uzaması bizce basit. Oysa 6 dakikada bir çocuk ‘koca bakışlarından' mahrum bırakıyor dünyamızı. Bu nasıl bir kabus? İşte az evvel izlediğim, güzelliğine bakmaya doyamadığım gözleri kapandı açılmamacasına. Az evvel, iyice açmıştı gözlerini doya doya bakayım diye. Zafiyet geçiriyorum. Uyanmak rüyadaki iyilik meleklerine karışmak istiyorum.
İyilik; meleklere has. İyilikle uğraşanlar melekleşiyor…
Ne kadar çok melek var bu acının içinde. Acının değmediği yürek kalmamış belli.
Cılız sesli ‘etrafımızda da aç, susuz var diyenlere' bir dağdan bağırıyorum. Nerede açlıktan ölen bir tane, bir tane çocuk gösterin, gösterin de ağzımdaki lokmayı paylaşayım.
Uyanıyorum.
Rüya gerçek mi oluyor ne? Etrafım iyilik melekleriyle dolu. Dokunduklarının yüzünde şükürlü gülümseme.
Gözlerimi kapatmak istemiyorum, bu rüyanın bitmesini meleklerin ölmesini istemiyorum.
Melekler ölmez değil mi?....