İzler…

İz kalmış bir yüz, iz kalmış bir yürekten iyi midir, kötü müdür, iz sahibine sorulmalı. İz sahibi, olur da açarsa yüreğini; izin en derini yüreğinde mi, yüzünde mi açık eyler belki.

İki kitap Kadınlar gününe iki gün kala ‘illa' diye tercih etmeden elime düştü. İlkinin izi yüreğime değdi, iyi geldi. İkincisi yüreğime vura vura iz etti. Ne diyordu ikincinin arka kapağında; “Merhamet esiri olmuş yüreğime değmeyecektin.” Kitaplar ne de güzel anlatıyor, bir yerlerde kaybolmuş izleri, çığlıkları, karanlığa gömülmüş hayalleri. Okumak iyi geliyor, yüreğime.

Bir ‘Dünya Kadınlar Günü'nü daha Mart'ın 8'inde ihya ettik. Kendilerini ihya ettik mi, bence edemedik. Bir yerlerde amacına ulaştı mı günün önemi bilemem de çoğu yerlerde tutulan salonlarda göbek atılarak geçiştirildi. Yine…

Salonlarda dansözler, hamamlarda ‘zenne'lerle. Yine iz'lere dokunmadan. Hatta yüzlerdeki izi dahi görmezden geldik. Hoş, 364 günü görmeyen göz, 365. Günde mi görecek. Halbuki izler, görünmek istiyor artık. Görünmek istemekle kalmıyor bir el bekliyor, yeni izler olmaması için.

Kadınlar günü'nün tarihçesini dahi bilmeyen acı ki ‘Kadınlar Gününü ihya etmeyi' iyi kıvırıyor.Oysa 8 Mart'a anlamını katan kadınlar kapatıldıkları yerde yanmışlardı. Ağıt yakmak gerekirken göbek atıyoruz.

Yıl 1857. ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Haşmet Babaoğlu, 8 Mart'ın ne olduğu biliniyor mu? diye sorarak “Bir kesim de kutlamaları ‘kutsama' boyutuna çıkarıyor ki o zaman günün asıl önemi ve siyasi meselesi ortadan kalkıyor gibi geliyor bana” ifadelerini kullanıyor. Babaoğlu haklı. ‘Birkaç yıldır 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe bir tür Sevgililer Günü veya Anneler Günü havası veriliyor. İspatını bu yıl da yaşadık. ”

Oysa.

Kadınlar Günde yüreğimize çarpa çarpa yinelendi. Kadınlar gününde Giresun'da İcra Müdiresi bir kadın sokak ortasında öldürüldü.

Çanakkale'de dilendirdiği engelli eşini boğazından bıçakladı.

Kayseri'de ‘bir daha dövmeyeceğim' teminatı veren kocası tarafından sabah burnu kırıldı .

Bunlar izlerin bir kaçı. Bir de şiddet tahsil dinlemiyor dedirten bir açıklama vardı ki gazetelerde ortada kocamaaan bir sorun var dedirtti. Antalyalı bir psikolog kadın profesör kocasından 9 saat fiziksel şiddete maruz kaldığını anlatarak okuyan her bir yüreğe derin bir çizik attı. Kızlarının şiddeti 9 aylıkken tanıdığını, ilk fiziksek şiddeti de 3 aylıkken yaşadığını anlattı. Akla zarar. ‘benim başıma gelmez' demeyi bıraktıracak bir hikaye yaşanılan.

Kadın olmak bir fazla özelken ‘eksik' görülüyoruz. Bir taraftan da bu kişilerin de anaları biziz diyorum.

‘Kadın' yerli yerine oturmalı. 365. Güne sığmayacak kadar geniş konu. Belki seneye Serik'te konuşuruz ha, ne dersiniz?

Kadın….

Karnında bir sancı

Belli incisini saklıyor

Yüreğinde bir sızı

Muhakkak, aşık.

Yüzünde bir iz

Kader, acısı var.

Gözünde bir hüzün

Gözyaşı, kirpiklerine mahkum.

Dudaklarında bir parıltı

Kaçtığı yangının vuruşu.

Nefesinde bir kesiklik

Yarım kalmış heyecanları.

Kelimelerinde bir tedirginlik

Eksik cümlelerinin ahı.

Suratında bir düşüklük

İz'lerinin intikamı

Ve kadın her şekilde kadın. Yüzünde ve yüreğindeki izlerle izinden sürüklüyor.