İzliyorum…

İzliyorum bu günlerde. Sadece ve öylece izliyorum. Anlam yüklediklerime tekrar anlamlandırmak adına izliyorum.

En çok da içimdeki yükselen ve bastırmaya devam etmesem çığlıklaşacak sesimi yok etmek adına izliyorum.

Haa bir de ve belki de içten içe en önemli şey için sadece izliyorum; yalnızlaşmamak için.

Ajans haberlerini izliyorum, TV haberlerini izliyorum, radyo yorumlarını izliyorum, köşe yazarlarının yazılarını izliyorum…

İşimden eve dönerken yolda köşelerde karşılaşmış amcaların içlerinde benim gibi bastırmayı beceremedikleri sesleri izliyorum.

Tam konuşacak oluyorum, muhatabımın fikrine takılıp da bu defa onu izliyorum.

Gökyüzünde dalgalanan bayrağımı izliyorum en izlemem gerektiği anda… Özgürce dalgalanıyor halini görmüşken öylece izlerken kalakalıyorum. İzliyorum, izliyorum doyumsuzluğumla izliyorum.

Şimdilik sadece izliyorum aslında olan olayları.

Anlam yükleyebilir miyim yeniden, onu da izleyerek görebileceğim.

Kendimi de izliyorum. Hem öyle ruhumun yaptıklarını değil. Aynanın önüne geçip gözlerimin kıvrımlarına, kaşlarımın yol alışına, yanaklarımın yuvarlaklığına, kirpiklerimin düzlüğüne, dudaklarımın donukluğuna ciddi ciddi bakıp izliyorum.

Aynalar…

Bana göre sessiz realistler.

Her gün yüzler değişse, maskelense de aynalar kendine bakana söyler en gerçek hallerini…

İzlerken hapsettiğim sesim çıkmıyor. Çıkmasın da bir süre. Sessizliğim sükutum değil, biliyorum.

Şimdilik, sadece şimdilik sessizce izlemek daha ‘anlamlı'…