Kelimelerin bir kitabı olsaydı ve ben bu kitabı defalarca hatmetmiş olsaydım, sayfalarından seçtiğim en nadide kelimeleri serpseydim satırlarıma. Keşke…
Yetindiğim ise kelimelerin gerçek sahibinin zihnime kaydettiği kadarı. Zihnimde dize dize, saf, sakin…
Sırası geldikçe kendilerini açığa çıkaracaklar. Sıra sıra…
Kitaplar ikinci dünyamız. Nasıl ki yaşadığımız dünyada istediklerimizi yaşadıkça mutlu oluyorsak ikinci dünyamız olan kitapların içinde de yüreğimize dokunan, beynimizi hareketlendiren satırlar mutlu ediyor. Tıpkı Ahmet şafak imzalı “Şöhret Sanatı Öldürdü-Cinayeti Ben Gördüm” gibi.
Kelime kelime okurken noktayı zor buluyorsunuz. Her kelime köklerimize bağlı çünkü, en derinlerde.
Başlarda sanat-şöhret üzerine ilerlese de konular sonlarda kendinizi her mekanda ve her tarihte yaşamış hissediyorsunuz.
“Halbu ki insanlık devam ediyor, sanat niçin yok olsun?” diyerek sanatla uğraşanları ayaklandırmayı isyansız başaracak yazar, bunu daha okurken anlıyorsunuz. Çünkü en büyük gayesi; “Sanatı şöhretin prangasından kurtarmak.” Çözümü de açıklamalı vermiş; “kültür”.
Kitabın ismi sanat, şöhret kelimeleri ile koyulmuş olsa da kitabın bir amacı da “çevremizde gerçekleşen olayların konusu olmaktan çıkıp yönetmeni olacak bir bilinç yönetimine katkı sağlamak” İşte bu cümleden sonra her kesimdeki insanın yolculuğu başlıyor satırların zirvelerine doğru yollarda.
“Felek gözbebeğime nasıl bir büyü etti bilmiyorum,
Ağlayışımı fazlalaştırdı, göz yaşımı kan etti.
Aslanlar kahrımın pençesinde titrerken
Beni bir ceylan gözlünün karşısında aciz bıraktı”
Ne güzel dizeler değil mi? Şu dizelerin sahibinin Dünyaya hükümran olan Yavuz Sultan Selim'in yüreğinden damladığını bilebilir miydik acep isim verilmeseydi. Dünyanın yükünü sırtlamanın en kolay yolunun ‘kendine yönelme' oluşunu kavramış gönlünün hükümdarı Hükümdarlar. Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve daha niceleri…
İşte örnekler size diyor kelimelerin diliyle, Şöhretlerin öldürmeyi beceremediği sanatçılar. Sorumluluğunu bilen özgür ruhlu insanların damıttıkları…
Şimdi televizyonlarda üç gün kurala uyarak soytarılık yaparsan sanata –çı- ekini ekleyip kendine yapıştıranlar var onlar televizyonun amentüsünü ezbere de bilseler bir gün millet sesine ses olamayanları “de get ordan” demeyi bileceklerdir. Bu millet beyazı sever. Alımızdaki beyazımıza kadar…
Beyazı ayırt etmesini bileceğiz de gözlerimize dikkat etmesini en iyi bileceğiz. Kutsalımızda yüce yaratan “Gözlerinizi bakılması yasak olandan çevirin” derken neleri anlatmak istiyor, anlamaya bir hayat gerekiyor.
Göz…
Göz görmekle sorumlu değil, bakmakla emirli ancak. Görmek bizim gönlümüzle, beynimizle alakalı şey. Kitabın yazarının hisli haykırışı; “Gözü beyinle ve gönülle buluşturamamakta….”
Gönlümüzden firar eden göz… Ahh…
“Sanat; biraz da mizaçlar, pişmanlıklar, öfkeler, hüsranlar demektir” der de Nazım'ı, Mehmet Akif'i, Necip Fazıl'ı, Sabahattin Ali'yi, H. Nihal Atsız'ı tüm fikirlerin sahipleriyle barıştırır, cümlelerin yazarı.
Genç sanatçılara seslendiği son satırlarında altını kalın kalın çizdiğim, çizdikçe hayrete düştüğüm ve kim bilir çoğumuzunda içinde fark ettiği bir gerçeği okuyoruz: “Güzel konuşan, düzgün cümle kuran bir insan hayatta mutlaka başarılı olur.” Bu iddialı sözü hayatımın her döneminde içimden işittim ben. Şimdi bir tecrübe sahibinden işitince satırların sol tarafına bir de yıldız yaptım, Hayatım boyunca parlasın diye. “Güzel konuşun” diye emreden yaratıcı hiç boş söyler mi? Anadilimizin hakkını vermeliyiz….
“Özgürleşin, içinizdeki sesi bilerek, sevgiyle, özgürce terbiye edin ve takıntılardan sıyrılarak kalabalığa karışın.”
Biz adam olmayız safsatasından kurtulup savaşta ‘Çalıkuşu' romanını okuyan Ata'mızın evlatları olduğumuzu hatırlamalıyız.
“hayat sizindir, ona sahip çıkın.
Onu güzelleştirin.
Bu yolda en büyük kuvvet kaynağınız sadece Allah'tır.”
İtiraf ediyorum ne “Kan Meclisi-
‘Yüreği Dev Adam'a en derin teşekkür, saygı ve sevgilerimle… Kalemi her daim aşkla yazsın.' Notunu düştüğüm kitabın son sahifesinde kitabı ilk aldığımdaki şaşırmışlığıma gülümsedim. ‘Beklediğim kitap 150 sayfalık mı dediğimi hatırlıyorum da Nobel ödüllü yazarın 600 küsurluk sayfasında 10 cümlenin altını çizmemişken 150 sayfalık bu kitabın her satırının altını çizmişim nerdeyse.
10 kitaba bedel…
Teşekkürler Ahmet Şafak. Kalemin her daim aşkla yazsın…