Kendimleyim…

Kendinden kaçamayanlardanım. Bu iyi mi kötü mü kestiremiyorum. Kaçabilseydim, dönüşüm nasıl olurdu onu da bilememekteyim.

Tülü aralayıp, parmaklarımın ucuyla hızlıca kaçabilsem bazen.

Keşke…

İçimdekileri döküp, bomboş kalakalsam.

Bazen…

Gördüklerimi yeni duygularla anlamlandırıp içselleştirsem. Duyduklarımı, dokunduklarımı, hayal ettiklerimi döküntüsü olmayan bir ‘içre'ye atsam. Hepsni ayrı ayrı ambalajlayıp koysam hem.

Biri diğerine karışmasa.

Duyduğuma gördüğüm eklenmese. Gördüğümden, duyduğumun haberi olmasa. Sır tutsalar kendi kendilerine. Dokunduğuma hayalim ilişmese. Düşündüğüm, tekrar düşündüğümde sömürmese beynimi.

Sevgim…

Sevgim, bu yolculukta her adımında tazelense. Her mevsmini bahar tadında içine çekse.

Korkum, heyecanım, titremem kıvamında olsa. Heyecanıma korku hükmetmeden ambalajlanıp yerini alsa.

Gülüşümün peşine ağlamam takılmadan adım adım yürüsem tülden uzakta.

Mümkün mü?

Kimine belki mümkündür. Bakarım bazen ‘kendimden kaçtım' deyip bir sessizliğin içinde kaybolup öylece kalakalanlara. Yenilendiklerini söylerler en duru halleriyle. Hissedersiniz de onun sokağından sessizlik geçmiş. Belli.

Oysa ben…

Ben kaçamayanlardanım. Ne kadar sessizliğe gitsem o kadar artar içimdeki sesler. Söz birliği etmişçesine birbirlerine karışırlar. Aklım hep geride kalanlarda. Gördüğüm, kaçmak istediğim şeylerin dibinde. Ölümsüz olduklarını düşünüyorum. Doğan'ın ölmediği de oluyormuş meğer.

Biliyorum aslında. Benim yazdığım kitapta kaçmak yok. Kaçabilmeyi istemek dahi yok. Duygularımı istiflemek de yok. Aynı anda hep karmakarışıklar.

Hoşnut muyum bu durumdan?

Artık, evet. Bu; benim. Çalkantılı hayatımda ruhumun kaptanıyım. Bu şekilde.

Zaman hızla ilerliyor. Kendinden kaçmaya, düşünmeyi askıya almaya, sorumlululara ara vermeye, hislerinin akışıyla oynamaya vakit yok. Duruş belirlemek için durmaya da gerek yok.

Ben, kendinden kaçamayan,

Seslerin içinde, kendimleyim…