Kıblesine Kavuşana Ne Mutlu…

Yol şaştı, yolu gösterene itaatsizlikle. Yolu gösteren ‘onu seçti.' Şaşkınlığını farkına varana yeniden ‘doğru yol'u gösterdi.

Yolunu bulanlar, buluşuyor. Kıblesine kavuşanlara ne mutlu.

Mutsuzluk illetiyle debelenip duranlar, kıblesine dahi yönelemeyenler… Ah o bahtsızlar.

Nasip…

Yollar seriliveriliyor ‘gel' diyen tarafından. Gel diyene yolların bozukluğundan dem vurulur mu? Yollar karışık, engebeli, dikenli olsa da zor denilir mi? Çağıran elbet kutlu eylemiştir yollarını. Kutlulukta zor neyler? Yolda bir karınca. Safında. İz bıraka bıraka ardındakilere, yol alıyor. Karıncanın izini görse yoldakiler, bunca yıldır körlüklerine diz vuracaklar, vaveyle koparacaklar.

Yine de yol bahara durmuş. Nasiplilere. ‘Gel' çağrısına ‘geliyorum' diyenlere. Geç kalmışlıklarını görmemecesine kutluyorlar yolun her bir taşı. Taşlardan ses çıkar mıymış? Bu yoldaki taşlardan ses çıkması ne ki, birbirleriyle vuruşarak alkışa dahi durmuşlar. Yolda geçenin ayağına toz olan zerrecikler pek memnun varılan yere gideceğinden.

Buluşma yerinde birlik var. Gaye de Bir'in yanında olmak zaten. Birliğin içinde kimler yok ki. Siyahı, beyazı, güzeli, tek kollusu, topalı, kolsuzu, ayaksızı…

Ve var olan kalpler tek atar; Bir, Bir, Bir diye…

Yol uzun,

Yolcu olmak güzel.

Nasipse yolculuk, Seçen'e… Seçilmişliğin kabullüğüyle…

“Adem Rabbine karşı geldi de yolunu şaşırdı. Sonra Rabbi, Onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.”(Taha Suresi)

Sadece kıblesine yönelen,

Sadece kıblesinde eğilen,

Sadece kıblesine yüz süren…

Müjdeler olsun. Gösterilen yolda kıblesine bakanlara ne mutlu…