Maviler; Geç Kağıdı Vermesin…

Gece okumalarıyla dost ben, öğrenciyken derslerime de gece çalışırdım. Gece uyumayan gözlerim sabah da bana isyan eder, uyurdu. Her defasında böyle olurdu. Geç kalırdım derslere. Sabah ilk saati bizim sınıfa olan hocalar bilir beni. Öğretmen sınıfa girer ben, 10 dakika sonra tık tık vurarak, içeriden ‘geel' sesini beklerdim. Hiç unutmuyorum; yine geç kaldığım, ayaklarımı sürükleye sürükleye ilk derse yetişmeye çalıştığım bir gündü. Arkadaşım sınıftan bana seslenmişti: “Kusura bakma Döndü. Bugün de senden önce çaldık zili.” Uykulu gözlerimi ondan çevirirken “Bir daha olmasın demiştim.”Hep de ilk ders Felsefe olurdu. Ve kulakları çınlasın Felsefeci bayan hocam Sınıfta en sevdiği öğrencisine kıyamaz, gir derdi. “Bi daha olmasın” tembihlerini dahi geç kalmalarımı alışkanlık haline getirdiğimde söylemişti. Hocamda pek sabırlıydı. Ama sabrı da bir yere kadardı doğrusu. Artık “geç kağıdı al gel” dönemim başlamıştı. Yine aynı sahne; ben geç kalmışım, suçlu suçlu, boynumda bükük -söyleyeceği belli- ağzımı açmaya değmez vaziyette kapıdayım. Hoca yüzüme baktı, baktı, baktı. Kıramadı bana “ne bu böyle, her gün geç kalıyorsun” demeye. Gerçi en başarılı öğrencilerindendim. Geç kalışım, konulara hakimiyetimi engellemiyordu. Biliyordu, suçlunun ben değil gözlerim olduğunu. Bakışmalarımız sessizlik eşliğinde devam ederken, “geç kağıdı al” dedi yine. Müdürde benden bıkmış olacak ki o sıra vermedi gecikmişliğimi tescilleyen kağıdı. Ve ben o derse giremedim. Kızmadım, hiç kimseye. Hatalı bendim. Zamanı ayarlayamıyordum bir türlü. Şimdi dahi… Allah'tan işim sabah erken saatlerinde yoğun değil ve patronun benden “geç kağıdı” istemiyor.

İnternet sitelerine düşen haber hatırlattı bana bu anılarımı. İzmir'de bir ilköğretim okulunda görev yapan Rabia Sevilay Durakan isimli öğretmen, geç geldiği gerekçesiyle uyardığı 14 yaşındaki öğrencisi tarafından sınıfta diğer öğrencilerin gözleri önünde bıçaklandı. Maalesef; bizim zamanımızdaki kadar masum değil olayların gidişatı. Masumiyet; oturacağı yeri de bilemiyor. Basit bir olay çığırından çıkıp “ölümle” sonuçlanabiliyor. Sevilay öğretmen hayatını kaybetti. Kocası, kaybettiğinin acısıyla tedavi altında. Öğrenciler, idare, veliler şokta. Oysa olay ben geliyorum diye diye gelmiş. Ne kadar konduramasak da “Seni öldüreceğim” diyene inanacağımız bir dönemden geçiyoruz. Zarar, yol başı bizi bekliyor. Kime rast gelirse. Dersine geç kalan öğrenciye “geç kağıdı” isteyen öğretmeninin yüzüne istediği kağıdı fırlatan öğrenci “Dikkat et hoca, seni bıçaklarım.” diye tehdit ediyor. Sevilay Öğretmen gerekli yerlere şikayet etse de öğrenci okula bıçakla geliyor ve amacı “öğretmek” olan öğretmeni yaralıyor. Belki defalarca geç kağıdı alıp okulunu bitiren doktorlar hayatını kurtardıkları “öğretmenin” hayatını kurtarmaya çalışıyorlar ama nafile. Kader belki ama ‘nasip' değil ansızın gelen ölüm. ‘Bu öğrenci sorunlu' denilen çocuğa gerekli destek verilebilseydi, kader belki gösterecek günlerinde gülmeye devam ettirecekti Sevilay Öğretmeni.

Garip bir vukuat. Masumluğun adıdır öğrencilik yılları. İçinde ekşi, tuzlu anlar olsa da genel itibariyle tatlıdır. Ömrümüzün sekseninci yıllarında dahi, o hiç buğulaşmayan yılları an be an anlatabiliriz. ‘macera olsun' diye yaptıklarımız bile masumluğun boyunu aşmaz-dı. Şimdiki zaman DİKKAT kesilmenin zamanı. Annenin, babanın, evladın ‘taşkın'laştığı zamanda yolda giderken adımlarımızın önündeki adım sahiplerinden dahi çekineceğiz. Acı ama zedeleniyoruz.

Psikopat bir öğrenci “kendimi ve herkesi bıçaklayacağım” deyip bıçakla evinden çıkarken annesi onu koruyamıyor, “güvenlik istiyorum” dilekçesine gelen polis öğretmenini koruyamıyor ve o anne maalesef karnındaki 4 aylık evladını koruyamıyor bu dünyanın azgınlıklarından. Şiddete karşı azmışlığımız bizi bu hale getiren.

Sevilay Öğretmen bir işaret olsun. Bu tür olayların tekrar yaşanmaması adına “güvenli yollar” bulunsun. Kimyamız, psikolojimiz, hayat bilgimiz bozulup, dünyadan resmimizi sildirmeyelim. Ağıtlı bir müziğin destanını okumayalım. Öğretmenlerimiz “yaşamın güzelliğini” öğretsinler umutla.

Yarınlar; maviliğine “Geç kağıdı” vermesin. Dün açıktı gökyüzü, bugün kapansa da yarınlardan ‘kara bulutları' biz kovalım, bembeyaz ellerimizle.