Mesele Bu…

Düşününce bazen, isyan halleri gelip oturuveriyor az sonra şiddetli yağmurunu bırakacak kara bulutlar misali.

O anlarda; ne düşünüyor olma durumun ne de nefes alıyor olman isyan bulutlarını dağıtmıyor.

Hele etrafında sana hitaben özcükler sarfedilmesi en katlanılmazı.

Ağzına kendi ellerinle kilit vurup kaybettiğin anahtarın bulunmaması o an seni gülümsetmeyi başaran tek şey.

İsyan… Yüreği sıkıyor.

Olmasaydı bu yürek, taşlaşsaydı keşke yaratılıverdiğinde.

Gözler, bakmayı bilmeseydi hiç.

Kulaklar, duymaya alışmasaydı,

Sözcükler, telaffuz edilmeseydi.

Dudaklar gülümsemeseydi hiç.

Eller, birleşmeseydi…

Keşke…

İsyan, acıtıyor yüreği.

Hayaller kurulmasaydı hiç

Gerçekleşmeseydi bitecektiyse.

Titremeseydi yürek hiç

Heyecandan ağlamaya kalacaktıysa.

Hayat nedir?, Mutluluk nedir?

Cevabı parmak izi kadar çok.

Kiminin hayatı tıkır tıkır yürürken kiminin tökezleye tökezleye yürür.

Nedir sağlıklı olanın engelli olandan fazla hakkı. Güzelin çirkinden, yemeden şişmanlayanın yiyen zayıftan fazla yaptığı nedir? Kötü olanın sevilmesi iyi olanın horlanması.

Nedir bu zıtlıklar hikayesinin sonu acaba?

Aslolan cevap nerede gizlidir?

İsyan… Acıtıyor yüreği.

Hayat…

Cevabı her birimizin yüreği kadar.

Az sonra şiddetli yağmurunu bırakacak kara bulutlardan ders almasını becerebilsek, oysa.

Kulak versek kara bulutları kılıç gibi kesen şimşeklerin gümbürtülerine.

Şiddetle yeryüzüne inmek için istek halinde olan o kara bulutların dilinden bir anlayabilsek…

Ahhh… Anlayabilsek, isyanlar yürekleri acıtmadan.

Yeryüzüne inen her bir yağmur tanesinin toprağına aşkla kanmasını bir izleyebilsek yürek gözümüzle. O aşkla buluşan ‘rahmetten' ‘bereket' çıkacağını hasat zamanında, bir idrak edebilsek.

Gözlerimizi bakmaktan öte ‘görebilmeyi' bir öğretsek göreceğiz yağmur sonrası karabulutların dağılışını ve renklerin kurdele gibi bir dağdan bir dağa armağanlaştırılıp bize sunulduğunu.

Mesele sağlıklı göz yanında kör gözlerin dahi ‘yürekten' ‘sevgiyle' görebilmesi.

Mesele bu…