Annesi “Bu erkek işi değil” diye diye mutfağa sokmasa da, yılmamış yeteneğinin ve mutluluğunun yolunda noktayı aşçılığa koymuş bizim üstat.
Anneler babalardan şefkatli olsa da, babalar annelerden özgür. “Mutlu olduğun sürece ne istiyorsan onu yap” diyen babasının verdiği güvenle, öyle ki San Francisco'da 17 Kasımlarda, ‘Yiğit Pura Günü' dahi yapılır olmuş bizim Türk aşçımız için.
Obama'nın milyarderler onuruna verdiği yemekte damga vuran ‘Muz Kremalı Turta' olmuş. Dahası, Obama ‘Parmaklarımı bile yalayabilirim' diyerek ne denli lezzetli olduğunu ifade etmiş.
Yiğit Pura iyi ki annesini dinlememiş ve hep mutfağa girmiş.
Anneler hayatımızda en değerlilerimiz. İnkar edilemez. Onlar, bizim için bizi bizden daha çok düşünenler… Ancak, her birimizin adından öte bildiği gibi, her birimiz dünyada Allah'ın yarattığı birer insanız. Annemize ya da babamıza sıkı sıkıya bağlı olsak da her birimiz birer ‘ben'iz…
Hayat yolunda herkes ‘kendi' yaşantısının hesabını verecek.
Kahramanmaraş'ta annelerinin ölümüyle intihar eden 4 kardeş, acaba affedilebilir mi hayat veren tarafından. Annenin ölmesi, çocukların intiharına haklılık verir mi?
İnce ince incelenmesi gereken bir vaka. Hala çözümlenememiş öylece duruyor. 16'sında, 27'sinde, 30'unda ve 31'inde hayatlarının baharını teneffüs eden kardeşler nasıl bir ‘Anne sevgisiyle' büyümüş ya da büyütülmüşler ki annelerinin ardından gitmek için topluca intihar ediyorlar.
Bizim geleneklerimizde anneye bağlılık vardır da bilmem ki ‘hayat sonlandıracak' kadar işlemde midir?
Bir Anne değilim. Evlada hastalık derecesinde bağlılığı anlamayabilirim. Ama, evladım. Anneye hastalık derecesinde bağımlılığı, açıklayabilirim. Kendini ‘birey' olarak görmeyen, anne sevgisinin sınırını zorlamakla kalmayıp aşan kişiler, ya da tam tersi anne sevgisi eksikliği yaşayanlar, yanlış yapmaları muhakkak oluyor. Doz ayarı önemli, ayarsızlıkta panzehir daha da önemli.
Özlem; annesizlikte en derin duygu. Nasıl bir özlemek hali ki, ipler boğaza geçiriliyor, ayaklar serbest bırakılıyor. Hem de gizli değil, 4 kardeş birbirinden haberli. Biri dahi ‘hayır kardeşlerim, bize biçilen günler süresince yaşamalıyız' dememiş, biri dahi diğerinin boynuna geçen ipi gevşetmemiş.
‘Biz Annemsiz yaşayamayız' diyen evlat çok. Son cümleleri ‘Annemsiz asla' diyen evlatların olmaması için şefkat abideleri annelere çok iş düşüyor sanırım. Sevilmek güzel anne için, ama hiçbir anne ‘evladımsız asla' deyip ölmez sanırım.
Bırakın anneler, evlatlarınız bazen söz dinlemesin; ‘mutfağa girsin.' 29'unda dünyaya konuşturtsun kendini ‘mutluluğuyla'. Ve evlatlar. Yaralamayın, ardınızda kalacak sevdiklerinizi.
Ruhlar aleminde toplanmışız. Ve yaradan seçmiş anne-babamızı. Biz değil. Seçenin hükmüne şükranla anne-babalarımıza sevgi dolu olacağız. Ayaklarının altında cenneti tutan annelerimize “öf” demeyeceğiz. Ancak, ruhları çağırana itaatsizlikle annemizin ruhunu ‘kendi isteğimizle hayatımıza son vererek' takip etmeyeceğiz.
Vaka taze. Baba hala kendine gelmiş değil. Zor. Yaşadıkları kaybetmeden de öte.
Olmuş bir olay, olabileceklerin kanıtı. İtiraz hakkımızı kullanalım olaylara. İtiraflarımızla tedavi olalım hastalıklarımızdan.
Olabilecek ‘dehşetleri', olmuş ‘intiharlarla' çözmeye gayret edelim. Çok iş düşüyor. En çok Annelere.
Ruhlar elbet toplanacak. Sıra sıra…