Sonrası Bahar'...

İlk ve son defa. Suya verdi kendini cemre. Yeniden oluşu ilkliğine mani değil ki. Her yıl, nereye düştüğünü işaret parmağımızla gösteremesek de düşüyor biliyoruz. Üstelik eski bilgelerin cemreyi tarif etmişliği de var. (Yanmış kömür parçası, kor.) Her yıl bakıyorum bıkmadan bu yıl acaba görebilir miyim diye. 'Kaçırdım galiba, dibe indiler' deyip bu defa bir çubukla karıştırmaya geçiyorum su birikintilerini.

Seviyorum 'gizemli havalıları'. Havadan gelseler de onlar da bizim gibi toprağa düşüyorlar en son. Şimdi sudalar. Her birinin arası 7 gün. Kabeyi 7 defa dönerseniz tavaf etmiş, tavaf namazıyla miraca yükselmiş olursunuz. Sıcaklık yükseliyor. Sonrası bahar. Kuşların cıvıltısı gençleşiyor, dinlemeye doyum olmuyor. Duymaya meyleder, çekilirseniz bir bahçeye, 'böylesini ilk defa duydum' diyebilirsiniz.

Kuşların serenatlarına mest olduklarından mıdır, bağırlarına bastırdıkları cemreden mi, çiçekler daha bir renkli, canlı. Her biri birbirini kıskandırırcasına alımlı. Uzatsan elini, koparmaya kıyamazsın. Koparmasan, sevdiğin güzeli bu güzellerden mahrum bırakamazsın. Kendini mahrum bırakmayan arılar, özünden tatlı çiçeklere kandıkça onlardan alacağını almadan bırakmaz. Meyli ezelden bütünleşenlerin insanlara armağanıdır, binbir rızıklı balları. Sofraya konmuş lezzetin şifasındandır belki, kelebeklerin midenin alt tarafında yer tutması. Kanadını çırpıştırdıkça, kalbin ritmi artar. Ölmeyecekmiş gibi üç gün sonra, yol alır da alır. Alabildiğine mavi; yer mavi, gök mavi. Masmavi bir dünyanın içinde, umutlar da mavi.

Umutların maviliğini seçemediğimiz bir mevsim bu yıl sanki. Biz baharı beklerken yeniden 'ilk'liğini görmeyi, bu bahar geç gelecek. Diğer ülkelerin yaşadığı büyük değişime verdikleri 'bahar' adı verilmesin bu baharda bize. Allah vermesin. Yalanların havasından geçilmediği, ayaklarının yerden kesilip havalarda uçuştuğu yerde 'bahar'ımız gerçek anlamıyla yaşatsın kendini.

Zeminin kayganlığından düşen düşene. Düşen, ayaktakilere tutunurken, ayaktakileri de düşürüyor. Bu zeminde ayakta durmak mümkün değil. Bir şeyler düşünmek, söylenenlere inanmak da biçarelik. Görüyorsunuz, bir bahar yazısı da ele yüze bulaştırılıyor. Güzel başlayan güzel gitmiyor. Kuşların cıvıltısını dinlemek için çekildiğimiz bahçede güvenlik yok. Olur ya; o kuşlar da dinlenir, varsa bir durum ifşa edilir, yoksa montaj-dublaj yapılır. Kimin yaptığı havada kalır. Gereği görülerek yerine getirilir. Nemize gerek bizim 'kuş' onlar dokunmayın da diyemez, lal oluruz.

Bu günlerde geçer elbet. Geçer de bugünler tarihten asla silinmez. O gün, bugünü okuyan öğrencilerin asla anlayamayacağı bir tarih yazarken, biraz insaflı olsak keşke. Altıncı şıkka koydukları küfürlere muhatap olmayacak olsak keşke. Keşke; keşkeleri öldürebileceğimiz şu demde, bir çareye başvursak. Kanaat önderleri, akil insanlar başı çekse. (onlar da mı bu çarkın içindeydi!)

Ne isterim ki ben yazının başı ile sonunu 'bir' tutamamışken. Bir cemremiz kaldı elde. Toprağa düşecek. Sonra bahar gelecek. Isıtacak dünyamızı. Toprağa düşeceğiz, inandık. Sonrası'... Sonrasında bahar mı gelir, kara kış mı. Burada kışın sonrası bahardır da ya oralarda'...Oralarda sunulan dürdüğümüzse, bu karmaşıklığa 'dur' denmeli. Son durakta bekleyenimiz, görmek istediğimiz olsun.

Baharı yaşayalım. Bu günlerde de, beklenildiğimiz yerde de'...