Bir tarafı keskin bir acı içinde,
Bir tarafıysa tüm yaşanmış kızgınlığa, kırgınlığa, nefrete rağmen kıpır kıpır.
Bir tarafı renksiz,
Bir tarafı renk cümbüşü içinde.
Bir tarafı kupkuru yıllarca damla düşmeyen çöl misali,
Bir tarafı taptaze mevsimlerce rahmetlenen toprak misali.
Bir tarafı arsız alevlerce yanmış küller gibi
Bir tarafı küllerin içinde parıldayan kıvılcımlar gibi.
Bir tarafı kilitsiz hazine sandığı,
Bir tarafı çevir çevir okunacak sahifeler…
Bir tarafı tükenmiş,
Bir tarafı güçlenmiş.
Bir tarafı umut,
Bir tarafı yeis.
Bir tarafı sükut,
Bir tarafı çığlık.
Bir tarafı çığrıklı,
Bir tarafı lal.
Bir tarafı durgun,
Bir tarafı hareketli.
Bir tarafı fakir,
Bir tarafı zengin.
Bir tarafı hayat,
Bir tarafı ölüm.
Yüreğimiz…
Ne de kalabalık zıtlıklarla. Ne önüne set koyabiliyoruz ellerimizle, ne setleri yıkabiliyoruz ellerimizle.
Şimdilerde yüreğimizin en hasretlisi sevgi. Sevgisiz, öyle boş ki sol tarafımız. Çare değil elimizle bastırıp durmamız, ya da hızlı yaşıyor olmamız. Ondan tam da ışıltısız gözlerimiz.
Her birimiz, diğerimizin muhtaç olduğuna hasretiz.
Birazcık sevgi.
Almak istemeden vermeye, kızmadan hoş görmeye, kırmadan gülümsetmeye, ağlatmadan okşamaya, bırakmadan tutmaya.
Tutsak ve bırakmasak…
Ellerimizi, yüreğimizi…
Önce ellerimizi bıraktık. Çocuklar bile el ele tutuşup oynamıyor sanki artık.
Sonra yüreklerimizi bıraktık.
Tek tek…
Kullanılmış ve kullanmışlığın kirliliğinde öyle yürekler var ki.
Yürekler…
İkileşmiş…
Bir tarafı başka,
Öbür tarafı bambaşka.
Habersiz birbirinden.
Tutsak kalmış, tutulmayı beklerken.
Şimdi sevgiyle,
Yüreklerimizi tutsak ve bırakmasak…