Var mı Böylesi Lezzet…

Baharı müjdeleyen laleleri üşütse de soğuk hava dalgaları bulutları kovduk biz gökyüzümüzden. Güneşi aldık; papatyalarımıza yerleştirdik, kulağımıza kıstırdık çıplak ayakla tur atmaya başladık Mayıs halısında. Kıvırta, kıvırta havamızı atıyoruz güzel Antalya'mızda. Çocuklar gökyüzünü uçurtmalarıyla renge boyarken, bizim ağzımızda düdükler, doğaya aşkımı öttürüyoruz. Uykusundan uyanan yılanın sokma korkusu dahi, ayakkabılarımızı giydirtemez bize. Siz ayakkabılarınızla mı dolaşıyorsunuz hala. Çıkarın kaplarından ayaklarınızı, özgürlük toprakla temasta.

Bahar (kendini bir gösterip bir kaçsa da) ortaya döktü bizi. Şer'imizden önce hayr'ımızı sunduk biz de. Tadımızı pastalara, lezzetimizi yiyeceklere koyduk. Tek tek tadımız olmayacaktı, tıpkı şekerin, unun, yağın tek başına lezzetli olmadığı gibi. Birleştik; şekeri, unu, yağı karıştırdık ve sunduk.

Kermeslerden bahsediyorum. Mevsimi geldi. İlçemizde son yıllarda yaygınlaşan ‘lezzetli birleşme.' Birleşme tatlı olunca, hayrı da ‘tadından yenmez' inşallah.

Duyuyoruz şu dernek, duyuyoruz bu okul, duyuyoruz şu yurt, duyuyoruz bu hanımlar…. Bollaştı kermeslerimiz. Kermes deyince gözümün önünden çikolatalı pastalar, fıstıklı baklavalar, çeşit çeşit yiyecekler geçiyor ilkin. Tabi kermesin büyüğü söz konusuysa devenin eti, Osmanlının şerbeti, tavuğun şişi, Adana'nın kebabı, ve ve ve muhabbetin mimarı ‘kömürde kahve' de gözünüzün önünden sıra sıra geçebilir. Üstelik bunların hepsinin ücreti hayır hanenizde. Var mı böylesi lezzet…

Kermes bilinen anlamıyla hayırsever vatandaşların bağış ve yardımlarının, el emeği göz nuru el ürünlerinin, yiyecek-içeceklerin ‘yardım' amacıyla satışa sunulduğu bir etkinlik.

Kermesten elde edilen gelirler ‘hangi amaçla' yapılmışsa oraya gidiyor. Bu bir kuruma bağış da olabilir, bir aileye de. Bir bina yardımına katkı ya da öğrencilere burs. Amaç ‘yardım.' O yüzden hayrı bol, lezzeti bol kermeslerimizin.

Gerçi kermes işinin kelime anlamı içimi gıcıklaştırsa da anlamının derinliği kurtarıyor düşüncemi.

Kermes dilimize Fransızca ‘kermesse'den geçmiş. Anlamı; “kiliselerde Pazar ayinlerinde hayır için yapılan satış.” Sözcüğün Flaman dilinde kullanılan köklerinden biri olan ‘kerk' kilise demekmiş. Sözcüğün Yunanca atalarından olan ‘kyrikon' tanrı anlamına geliyor. Bu arada ‘misse'nin de anlamı Pazar ayini demek. Bu sözcüğün Latince kökü ‘miss' de bugün kullandığımız mesaj sözcüğünün de kökü olup mesaj, gönderi anlamında. İşte biz kermesi kiliseden çıkarıp her türlü hayır amaçlı satış etkinliği olarak kullanmaya devam ediyoruz.

Biz kermesi hayır amacıyla götürdüğümüz sürece geldiği yeri unuttururuz.

Bu günlerde Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nun ve öğrenci yurtlarının düzenlediği kermes var. Her ikisi de bol lezzetli birleşmeler.

Kermeslerin başarısı ‘bir haftalık kermese' aylar öncesinden gönüllüce, heyecanla hazırlanmaktan geçiyor. İsteyerek yapma… Sizi ‘istemeniz' dışında mecbur bırakan hiçbir şey yok. Kermes; hayır aşkıyla özelikle hanımların ‘döktürdükleri', gözünün nurunu akıttıkları, zor beğenen alıcılar için bulunmaz fırsat günleri. Yanında hayıra giden ücretinin hatırasıyla sandıklarımızın dolması ‘huzurun zirvesi.'

Elbette kermesin de kuralları var. Örneğin; açık havadaki yiyecekler bozulduğu an standdan kaldırılmalı, defolu ürünlerde fiyatlar düşürülmeli. Piyasadaki ürünlerde arasındaki ücret uçurumlaşmamalı, ilk gün ürün pahalı son gün yerlerde sürünmemeli. Zira ilk gün alışveriş yapanın hakkı gözetilmeli bu bir hayır işi olsa da… Mekan iyi seçilmeli, tanıtım iyi yapılmalı, gelişmeler zamanında duyurulmalı, görevliler kıyafetinden ya da kartıyla tanınmalı, güleryüz havalarda uçuşmalı, görsel ve işitsel olarak desteklenmeli. Misafirler rahat ettirilmeli, profesyonellik ‘diz boyu' olmalı.

Biliyorum bu kermes günleri aynı zamanda ‘kilo alma günleri' de. Ama aldığımız birkaç kilo oluversin. Yaz geliyor, Antalya'mızın güneşi o kiloları da eritir.

Şimdi şu Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nda, ‘içi fındık yağlı, dışı tereyağlı, bol çökelekli sıcacık gözleme yenmez üzerine ‘Öğrenci yurtlarının düzenlediği Büyük Kermes'ten Hacı İbrahim amcanın elinden kömürde pişirdiği bol köpüklü kahve içilmez mi…