Vatan Sağolsun da…

Bundan 10 yıl öncesi olsa ana haber bültenlerini sunan kızın ağzına böylesine bakar mıydı? Yaşı 45'ti. Bu yaştayken babası, sürekli haberleri pür dikkat izler, izlemesine anlam veremezdi. Hele böyle dikkatlice. Tamam haberler önemli olabilirdi, ama o da ertesi günü kızlarla konuşacağı diziyi izlemek istiyordu. Bu onların hayatıydı. Haberlerdeki şahıslar uzaktı.

Şimdi, ekranda kendi elleriyle açtığı haberleri pür dikkat izliyor, daha 5 yıla gelinceye kadar da ‘yürekten' bakmıyordu. Spikerin ilk cümlesinden sonra kulakları duyma özelliğini kaybetti. Gözleri görme yetisindeki seçiciliği kaybetti. Flulaştı etrafı. Bir tek sunucu kızın ağzı kaldı. Durmadan kıpırdayan ağzı, kocaman. Açıyor, kapatıyor, açıyor, kapatıyor…

6 yıl evveliydi. Üniversite kazanamayan Ahmet'i bir an evvel askerliğini yapıp babasının dükkanının başına geçecekti. Hayali büyük bir şirket haline getirmekti orayı. Bu yöndeki zekası da babasının ümidini arttırıyordu. Annesiyse ne şirketteydi aklı ne de Ahmet'in kazanamadığı üniversitede. O, oğluyla beraber gönül tutturduğu Nazife'yi eve gelin getirme hayalindeydi. Bu devirde de aynı eve gelmezdi ya kızlar. Ama Nazife öyle kızlardan değildi. Ağız aramıştı bir defasında, “Evin tek oğluysa aynı eve girerim kayınvalidemle doğrusu” demişti Nazife'leri. Nazife de Nazife'ydi… Tüm komşu kadınlar oğullarına, yoksa oğulları en yakın erkek akrabalarına tavsiye ediyorlardı onu.

Nasip, Ahmet'in parmağına girmişti. Sağdaydı şimdilik yüzük. Nazife, askerden gelince sola geçsin deyince Ahmet bir an önce askerlik muayenesini oldu. Uğurlamaya gelenlerin yüzü gururun yarısı kadar da endişeliydi. Vatan sağolsundu da, oğullar da sağ olsundu. Hakkari-Çukurca…

Olsundu. Vatan her şeye rağmen var olsundu. Gözden akan yaşların dileğiydi ‘sağlık ve varlık.'

Spikerin kocaman ağzı açılıp kapanırken yüreği tekrar dağlandı. Şimdi spikerin ağzından çıkan şehit adlarının anneleri, babaları, kına yakamayan nişanlıları, varsa eşleri, çocukları… Ahmet gibi yakacaktı yürekleri. Adın ne önemi vardı ki; şehitler annelerin yavrularıydı. O yavrular da yakacak, dağlayacaktı yürekleri. Bir başka evde bir kız ertesi günü arkadaşlarına anlatacak dizisini izlemenin heyecanıyla bu yürek figanlarını ‘duyabilecek' mi?

Şimdi hiçbir haberi kaçırmıyordu. Her gün yıllardır dağlanan yüreği yeniden dağlansa da sayıyordu şehit evlatlarını. Duyduğu her yeni şehit, şehit Ahmet'inin ardına sayı sayı diziliyordu. Bu şehit, oğlundan sonra şehirlerine gelen 4. Şehitti.

Ahmet yaşasaydı Nazife'siyle haber-dizi kavgası yapıyor olacaktı belki de. Şimdi Nazife gelen hiçbir evlilik teklifini kabul edememiş halde şehitlere dua okuyor. Şehirlerine gelecek şehidin haberiyle göz bebekleri büyüdü onun da. Kulakları katılaştı, yüreği eridi. Ahmet'i yeniden bayrağa sarılıp ona geliyordu. Her şehit, sevdalısıydı sanki. Hep en çok o ağlıyor, o ağıt yakıyordu. Yürekleri yetiyorsa beni sustursunlar deyip tüm bedduaları üzerine döküyordu soysuzların.

Bu kaçıncı şehit ben sayamadım. Bu haberlerin ardından dizi izledim. Kahkaham ağlamaları bastırdı.

Ağlaması devam eden var bu ülkede. Yüreği daima yananlar, var. Evlenemeyen ‘nişanlılar' var. Çocuklarının asker oluşunu hayal edemeyen ‘dullar' var. Ölüm sırasını oğluna kaptırmış anne-babalar var. Asla ağız dolusu kahkaha atamayan ‘kardeşler' var. “Bitsin artık, bitsin. Sona ersin bu terör belası. Vatan sağolsun da, evlatlarıyla sağolsun” diyerek gözümüzün içine bakan duvarda yerini almış bayrak fonlu şehitlerin fotoğrafları var…