“Zaten dünyada hangi saadet eksik değildir!” demiş Cumartesileri satırlarını keyifle okuduğum yazar. Size de olur mu? Fikirlerinizle bağlandığınız, fiziken görmediğiniz, belki de hiç göremeyecek olduğunuz biri yaşadığınız ya da yaşayacak olduğunuz duygulara tercümanlık eder. Anlam katar. Bu, bundandır der. Siz düşünüp dururken ya da düşünecekken o birileri ‘birileri' olmaktan çıkar ‘yüreğinizi okuyan' olur. Hem de siz anlatmadan. O kadar sık vuku bulur ki bu durum bende artık şaşırmıyorum. Yüreğim, yaşadıklarımı anlamlandır-a-mayan beynimin yükünü çekip hüzünlenirken gözlerim hüzne dayanamayıp kendini koyuvermişken, yanaklarımdaki ıslaklık kurumamışken, açtığım gazetede satır, satır yazmıştı ‘Mustafa Ulusoy' geçenlerde. Allah'ım bu sıkıntılarıma bir çözümleme derken, kelimelerinin tadı damağımda kalan ‘Ali Çolak' çözdü bu defa. Hem de ne çözme… “Zaten dünyada hangi saadet eksik değildir!” cümlesiyle…

Biz zannediyoruz ki aşktan, sağlıktan, paradan,aileden imtihandaysak bir başka şeyden sefamızı süreriz. Örneğin dostlarımız. Yanımızdadırlar, imtihanımızı kolay eylerler. ‘Di' olur gün gelir de. Dünya, zamanı gelince sefanı imtihan eder de, diğer imtihanlarına muhtaç bırakıverirmiş. ‘Nasıl olur, beni nasıl anlamaz. Ben, beni anlamazken, o beni anlamalı diye diye yüklenirken kendine ‘biri' çıkar, “hangi saadet eksik değildir!” der ve sen ‘Dünya zaten böyle' der yıkıverirsin yükünü. Bitip gitmiş midir yükler? Yok, ağrır yükünü omuzlayan yüreğin. Yine de açıklayabiliyorsundur artık, bir parça da olsa.

Ben o telefonu açmasaydım. Sen bakmasaydın. Hissetmeseydim, sormasaydım. Sen cevaplamasaydın. Olmayacak mıydı, olmak için can atan. Can'lanmış bir kere, olacaktı. Oldu. Olmamış olma ihtimali de yok oldu böylece. Yok sayılamaz… Kırılmak için illa taş gibi cümlelere gerek de yokmuş üstelik. ‘Düzeltmeye' çalışırken de kırılıverilirmiş. Bu da mı ‘unutulanlara' kaydını yaptırır? Unutuldu zannedilenler bir başka unutulası yaşandığında kaydını sildirip yanına gelivermez mi???

Zannetme ki senin için bu açıklamalar. Biraz da senin benim için düşündüklerin bunlar. ‘Aynaydıysak' birbirimize; benim sana söylediklerim, senin benim için düşündüklerindir.

Zordur dünyada sefa sürmek. Ebedi olmasa da imkansızda değildir. ‘Seni Seviyorum' ‘Ben de seni çok seviyorum' diyebiliyorsa bu özel cümleye hürmet etmişler, kırıklar sarılabilir üzerinden. Görünür olsa da sarıklar, öyle de sefaya devam edilebilir.

Dost… Öyle de olmalı değil mi…

Cevapsız kalsa da son cümlem, cevabın koca bir sessizlik olsa da, kıymetlidir ‘Aynan.' Duam o aynada ömrümce kendimi görmek istemek olsa da aynanın bir yerlerde var olması da mühim. Sen soru-n-larla uğraşırken, ‘o' birilerine hiç yok yerden çözümlemeler getirerek evrene salıverir cümleleri. O cümleler evrende seni bulur, kulağından girer, yüreğine ferahlık vererek yerleşir.

Ben o yüzden korkmuyorum belki de kaybetmekten. Dünya da kazananın olmadığını ‘bu benim' dediklerimi kaybettikçe ve kaybettiklerimin yerine benzeri geldikçe anladım.

Ah'la kaybetmediysen, vahh'lanmıyorsun.

Gün gelecek aynasızlıktan güzelliğini görememekten yakınacaksın, gün gelecek çirkinliğini o aynada görebilseydim diyeceksin…

Sen, yine de ‘güneş' olmaya devam et. Aynan bir yerlerde senden aldığı ışıkla, gözüne tutacak kendini. Fark edeceksin gözlerini kırpıştırmandan. ‘O' hala senin için var.

Eksik de olsa saadetin, bir yer var biliyorum. Orda her şey tam…