Şimdi en çok da eşinin sol tarafı boş kaldı.

‘Yiğidim' dedi de Gülefer Hanım, ‘bundan da kurtulur' dedi. Azrail'in bir gün eşiyle buluşmasına inancı yüreğindeki sevgisi kadar tamdı amma böylesi ‘acı' hali kahırdan da kahırdı.

Ölüm'ün rengi beyaz olur muydu? Cevabını birinci ağızdan öğrendi, yaşayarak.

Bembeyazdı ona nasip olan ölüm.

Bazen hızlı, bazen yavaş yavaş inen beyazlık kefen oldu da örttü ‘üşüyen'i.

Bir hayatı değil diğer hayatı da paylaşmak isteyen ahretlikleri çoktu. Yakınından uzağından, tanıştıklarından tanışmadıklarından…

Hatıraları olanlar hep temiz anlattı beyazlara bürüneni.

Temiz, gülen…

Alçakgönüllü, muhabbetli…

Mütevazi, samimi…

Sıfatlarına nokta koydu da kendisi, sevenleri bir türlü koyamadı.

Umut etti milyonlar da kardelen bir türlü açamadı. Oysa inançlar tamdı deleceğine karları Muhsin Yazcıoğlu'nun.

Ne acı…

Ölüm değil, ölümün geliş hali.

Şimdi isyanlar haklı değil mi?

Şimdi yanan ciğerlerin haykırışları boş mu?

Umudun tükenişini çaresizlikle izlemek.

Tarih öylesine bir vaka kaydetti ki, gelecek nesiller hayıflanarak okuyacaklar.

‘Bu kadar mı çaresizdiler yani' diyerek.

Gözyaşı pınarları şimdiden kurudu. Daha ömrünü harcadığı bayrağına sarılmış görmeden sevenleri, gözyaşları tükendi.

Umuda katık ettikleri gözyaşı dua dua dökülürken Beyaz Ölüm haberi geldi.

Geç gelen haber iyi olsaydı bir hayatta beklenirdi ya bekleyiş ölüm olmasaydı.

Bekleyiş en zor olanıydı.

Ve zor'luk onun hayatının ayrılmaz parçası.

Hüzün dolu gözler ‘Üşüyorum' derken kaderi ona haber vermiş belli ki, bilmese de.

Ne hazin eşinin son cümleleri de ‘Havalar orada soğuk üşütme' diye. Ve; “Dikkat ederim” sözünü veriyor, sevdiceğine…

Şimdi Kalpler üşüyor.

Annesi, babası, eşi, kızı, oğlu ve yarenleri…

Ayrılık ne yakıcıymış, yaşayan en iyi öğreniyor.

Şimdi Bembeyaz hayaller bembeyaz ipeklerle bohçalanmış Beyaz Ölüm sahibinin elinde.

Yürüyor Nur'a doğru…