İçimizdeki boşluğun tarifi imkansız. Her şartta satın alınabilen bir şey olsaydı ‘imkan', her birimiz almak için sıraya girerdik sanırım. Öyle ya her istediğimizin gerçekleşmesi imkanların izin vermesiyle mümkün.
Boşluk, kalbimizi mesken tuttuğunda; hüzün kapımızda hep açık. Karışıklığımız ayakta. En çok da rüyalarımız düğümlenmiş. Her gece başımız rahatça yastığa koyduğumuzu düşünürken göz kapaklarımız demirden halkalarla bastırıyor ilkin ağırlaşmış boşluğumuzu. Gözlerimizi demir halkalardan kurtarmak istesek de kalbimizin üşümesini engelleyememek biçare düşürür yatağımızda kendimizi. Ayaklarımızı kenetleyip kıvrılırken ellerimizi üşüyen kalbimizin üzerine bastırırız. İstisnasız hallerdir yaşadıklarımız boşluğumuz arttıkça. Uyanma vaktine daha çok varken bilmem kaçıncı defa uyanmalarımız hiç de garip değildir aslında. Böyle böyle şafak atarda sabah ancak olur.
Bir el her sabah gelir de demir halkaları alır gözlerimizden zira o el olmasa imkan yok açılmazlar bir daha gün yüzüne karşı gözlerimiz. Gözler açılsa da aklımız rüyalarla kıvranarak güne başlar. Kelimelere dökülemeyecek kadar karışık rüyalarımız içimizdeki bir türlü dolduramadığımız boşluğun adını koymak için midir düşünür dururuz. Oradan oraya atladığımız rüyalar kopuk ipten farksız bu halleriyle. İpi koparan bizler tek tek bağlamak hayaliyle yanıp tutuşsak da…
İstemek yetmiyor işte çoğu durumda.
Bir el, yine bir el yetişmeli, tıpkı her sabah gözlerimizin üzerindeki ağır demir halkaları kaldıran gibi. O el; yine yeniden tek tek toplamalı kopan parça ipleri. Birleştirmeli teker teker, sağlamlaştırmalı.
Sağlamlaşmalı yürek de…
Bir el lazım…
Rüyaları çözecek, ipleri birleştirecek bir el.
İmkanları oluşturup boşluğu dolduracak,
Gözlerimizi doğan güneşe çevirecek ,
Kalbimizi rahatlatacak,
Aklımızı rüyalardan alıkoyacak,
Düşüncelerimizi kolaylaştıracak,
Kendimizi ellerimizle teslim edeceğimiz bir el lazım…
Bu boşluk; o elle dolacak, belli….