11 Eylül'ün hatırası toz, duman, çığlık. İkiz kulelere yapılan saldırının fotoğrafı hala çerçevenin içinde öylece gözümüzün önünde. Sonucuna katlanmak zorunda olanlar güya (!) saldırıyı düzenleyenlerin kardeşleriydi. Ortada, acı bir tablo, öncesinde huzursuzluk, sonrasındaysa korku. Korku iki şekilde: Birincisi acıyı yaşayanların yaşattığı korku, ikincisi acıyı yaşayanların içindeki korku. Birincisinde bir çok Müslüman ‘ayrımcılığın' tüm evrelerini şiddetle yaşadılar, yaşamaya devam ediyorlar.

İkincisinde acıyı yaşayanlar,Kur'an-ı Kerime sarıldılar. 11 Eylül 2001'den sonra Batıda en çok satan kitaptı Kur'an-ı Kerim.

Bir anda ‘parlak' hayatların toz, duman oluşu hafızalara fena kazındı. 1-2 saat içerisindeki çöküş ‘yılları', ‘yaşanmışları', ‘birikmişleri' altına alıyordu. Bu enkaz, akıllardan kaldırılamayacak kadar yerle birdi. Sığınılacak ne varsa temizlikçilerin süpürdüklerinin arasında kalmıştı onlar için. Pamuk ipliği kopmuştu, düğüm tutmazdı.

Bir gerçek dışında.

Hakikat…

Hakikatı sorgulayanlar Hak'ka ulaşma yolunda Kur'anı okudular, okuyorlar.

Ülkemiz, güzel Türkiye'miz…

Eylülün hüznü bu defa acıyla katmerlenerek çöreklendi bizde. Sağımıza bakıyoruz haksızlık adaletin iplerini de ellerine almış, solumuza bakıyoruz ahlaksızlık roket hızında ilerliyor, aşağıya bakıyoruz ‘benlikler' boy uzatıyor cüceliğine rağmen, yukarımıza bakıyoruz ‘eziyorlar' bizi. Dört koldan tarumarız.

Ve içimiz…

İçimize bir bakabilsek göreceğiz ki fenalıkların dünyayı mahvedişinin kaynağı biziz.

Rahatsız eden, kıran, acıtan, parçalatan, toz-duman eden ve kan döken biziz.

Tanrılaştırdığımız nefislerimiz birbiriyle savaşıyorlar. Ve sonuç: Kan…

İçimize bir bakabilsek, görevi sadece kan pompalamak olmayan kalbimize bir sorabilsek ‘hakikati'… Yol; elimizdeki Kur'ana gelecek. Gözlerimizi çevirdiğimizde hakikat güneşine; “iyiliği emret, kötülükten kaçındır” aydınlığı ok ok işaret edecek sorunlarımıza. Hayatımızın soruları cevap cevap ayetlenmişken, soru(n) ömrünü tamamlayacak.

Ah ettiğimiz yeter.

Bir rüzgar olmalı ayet kokulu. Cümle ‘sapkınlıklara' inmeli. Bu defa yavaş yavaş değil hızlı hızlı. Bozulmuşluğumuzun hızına, düzelmişliğimiz geç kalmamalı.

Savurmalı tozları, temizlemeli kirleri.

Zor değil. Hakikat elimizde.

Bir Rüzgar estimi kurtuluruz…