Ne Pazarların tadı var, ne günlerin ne de dost muhabbetlerinin artık…
Beyninin bir tarafına uzakta bir yerde patlayan bombaların kalıntılarının acı gerçeği sıkışmışken yastığa koyduğumuz başın rahat olması imkansız.
Yanıbaşındaki vahşet reklamsız sürerken akşam evinde ayaklarını uzatıp aksiyon filmi izlemen mümkün değil.
Sessizliği bozacak tek bir tıkırtı yapmamak için yerlerinden kıpırdayamayan zedelenenlerin yanında müzik tınısı duymak aşırılık.
İçecek su için binbir emek harcayan susuzların varlığından haberdarken, kârıyla tıkır tıkır mermi sıkılan içeceği lıkır lıkır içmek haram.
Kanayan bedenlerini toprakla silenlerin ruhuna rahmet okumaktan başka kurulan cümleler uzak.
Uzun geçen günlerin sonunda kesilen silah seslerine sevinmem, gülümsemem acı bana. Acıyı yaşamayı sürdürüyor olmam dahi insafsızlık bana. Bu kadar zaman seyirci kalmış olmak korku bana.
İçimde bir huzursuzluk var son zamanlarda.
Karmakarışığım…
Sevinmem lazımken Filistinli kardeşlerimin “ateşkesle” nefes alışına, bir türlü gülümseme gelemiyor yüzüme.
Kaybetti İNSANLIK bu vahşeti gerektiği zamanda durduramamakla…
Kaybettik hepimiz ailesini kaybeden 13 yaşındaki Delal Ebu Ayşe'nin gözlerinin içine bakabilme cesaretini.
Kaybettik…
Soğumuş, damarlarımızda akan kanımız.
Taş kesilmiş kalplerimiz…
Merhametli topraklarımıza sığınanlara umut değil şimdi şefkatli kollarımız. Ondan gülümseme takamayışım dudaklarıma. Çare olamayışım insanlara, merhem süremeyişim insafsızlık hastalığına yakalananlara.
Dünyaya hükmetmedikçe benim toprağım, ‘insanlık' kaybetmeye hep mahkum kalacak zalimlerin ellerinde.
Ben dirilmedikçe çocuklar bir gün yine ölüm bekleyecekler titreyerek.
Bugün öldürmeye ara verenler gün gelecek bizlere yine ancak Fatiha okutturacaklar…
Biz dirilmedikçe bu böyle devam edecek…