Dem vuruyoruz, sadece vurmayı bildiğimizden. Hiç ilaç kullanmayan kişinin bir anda bir çok ilacı alıp beyninin uyuşması gibi çoğumuzun beyni. Uyuşuklukla sallanıyoruz…

Düşünme yetisini gündelik yaşamın düz yaşanılması için kullandığımızdan bu yana ruhumuz belirsizlik içerisinde. Belirsizlikten kıskıvrak yakalanıyoruz günün aldatmacalarına. Hani derler ya kına yakacağız neredeyse günü sağlam kurtarabiliyorsak. Basbayağı bayağılaştı günlerimiz. Günler günlüğe aktarılsa tek satır yazamaz çoğumuz; işe gittim, işten geldim cümlelerinden başka.

Nerde o eski Ramazanlar demek adet olmuş her Ramazan. Hangi gazete açılsa, hangi derginin yaprağı çevrilse, nette hangi foruma takılsanız, evin büyüklerinin ağzından dökülen o cümle; “Nerde o eski Ramazanlar” E hadi bilen söylesin. Nerede o eski Ramazanlar? Kıyın hadi dil altındaki sakladıklarınıza da sarfediverin bize de. Neler vardı o Ramazanlarda?, Neler yaşanırdı? Öğrenelim biz de cümlenin altında gizlenen yaşanmış yılların Ramazan'ını.

Bilmem ben eski addedilen yıllar önceki o eski Ramazanları da bilirim ben de çocukluğumun saf günlerinde geçirdiğim sultan ayının geçirdiğim günlerini. Ayların sultanı Ramazan geldiğini ilk sigara kokusunun azalmasından bilirdim. Günde 2 paket sigara içen babam; sahurun ezanıyla iftarın ezanı arasında sigaradan nefret ederdi. Babam vefat edinceye kadar her Ramazan Fırıncı ustalığını daha bir gösterir; pideleri daha bir susamlı yapardı iftar soframız için. Kokusu hala burnumda. Hem sadece sade de değildi, tahınlısı vardı, ballısı, cevizlisi… Çoğunu mahalledeki komşularımızla paylaşırdık muhakkak. O ay mahallemiz ayrılırdı diğer mahallelerden fırıncı ustasının kendilerinde olması dolayısıyla. Ustaydı babam işte…

Besmele dillerde daha bir taze olurdu. Akşamları teravihlerimiz vardı. Namazı öğrenmenin yanında tecrübeleştirdiğimiz zamandı teravih zamanları. Ellerde tesbih, koltuk altında seccade, ille de fazla yiyip şişirdiğimiz karınla mahallemizde ezanı okunan camisine giderdik. Tek bir gün kaçırmamakta yarış halindeydik mahallenin çocuklarıyla. Sona geldiğimizde teravihlerin, çoğumuz hatırlamazdık bile kim çok gitmiş, kim az gitmiş. Önemli olan beraber olmaktı. En tatlısı da; gece tok sesiyle çığıran davulcumuz “Ne uyursun ağam” diye başlar güm de güm, güm, güm.. Elin kuvvetiyle tokmağı davuluyla buluşturan davulcu bilirdik ki ışık yansın da birkaç kuruş bırakılsın gecenin ayazında üşümüş ellerine. Çok zamanda davulcuların dileği gerçekleşirdi, ne koparsa gönüllerinden artık ev sahiplerinin.

İşte öyleydi bizim çok eskimemiş çocukluğumuzun Ramazanları.

Evimizin en büyüğünün Ramazanı ilk yaşayışıyla şu an ki yaşayışı arasında “ahhhlar” olabilir ama beni hala “ohhh”larım var derinden gelen huzurla…

Zamanın aradan çok akmamasından mıdır yoksa istenilenin her yıl yaşandığından mıdır bilmem. Yine davulcuya gönlümden ne koparsa veriyorum. Arkamızdaki komşuların davulcuya küfretmesine kulak tıkıyorum. Saatimiz her birimizin başucunda olabilir de uyanmak için “ahhh eski Ramazanlar” ifadesinin içinde gizli değil mi o davulcularda. Belediyenin ardına düşüp de kendilerini görevlendirmemeleri onların suçu mu? Uyansın yavrularımız nolur ki sanki. Davulcunun “Ne uyursun ağam” sözleriyle onun da bilinçaltında eski Ramazanların “ohhhhh”luğu olsun. Kıymayın anne babalar çocuklarınızın ilk Ramazan hatıralarına. Onlar ki ilk tatlar. Belki babam yok kaç Ramazandır. Belki pidelerimiz eski pideler gibi değil. Ama yine ilk bölüşüm pidemi benim gibi bir çok bölen var düşüncesiyle.

Sahurla iftar arası biraz daha uzadı belki ama aynı açlık ve susuzlukla açıyorum ağzımın oruç kilidini.

Şimdi eskileri eskileştiren bizler değil miyiz? Kapımızda davulcuyu kovan, orucu tutamayanların saygısızlaşması, ezanı en yakından duyduğumuz camiye adım atmayışımız teravih için bizden kaynaklanmıyor mu? 3 kuruşun hesabını yapıp iftarımızı yalnız açan davetsiz davetsiz biz değil miyiz? Ruhlarımızı yıkanılması en kolay olan bu aylarda rahmete şemsiye açıp sabahın ışığında göz açan biz değil miyiz?

Şimdi eski olan Ramazanlar mı? Bizler mi? Ramazanlara ya da zamana suç bulmak bahane. Ramazanın savunmasına kulak versek her yıl usanmadan kapımıza gelişini idrak ederiz.

Haydi geçin eski Ramazanları da eskimeyen Ramazanları idrak edelim. Bırakın üç beş kuruş kapınıza dayanan davulcunun eline.

Uçarı kaçarı olmasın sayılı teravihlerin eda edilmesinde. Şemsiyenizi ters çevirin ki rahmetin sağnak sağnak aktığı sultan ay gittiğinde de üzerinizin ıslanmışlığının yanında elinizde birikmişiniz olsun. Zira bir dahaki gelişini çok bekleyeceğiz, o da sadece görebilecekler için…