Gökyüzü mavililiğiyle yeryüzü yeşilliği ile alabildiğine cömertçe açtı yüreğini.

Mayısta kar görünce, mevsimler yaza durmayıverecek zannettik. Zan'dı. Bozuldu Mayıs tüketmeden kendini, zannettiklerimiz. Gerçi evvelden de bilirdik en sert geçen kışın ardından en güzel yaz bekler bizi. Kara kışın kahrını çeken, sefasını ilk sürerdi.

Karpuzu kulağından tıklatıp gök müsün erdin mi diye sormaya başladık. Mevsiminden önce yetişen aşermelikler, kabak tadından yenmezken şeker gibi, sulu karpuzların ‘Baba hakkı' deyip göbeğinden ferahlanır olduk.

Sanki hızlı giriş yaptı karpuz mevsimi ama ‘bize de yaranılmaz ki'. İki ay evvel terliklerimizi şıpırdatmayı hayal ederken, şimdiden hayalimizi kışa çevirdik.

Doğa da bize ayak mı uydurdu ne?

Hızımıza kendimiz dahi yetişemezken, hafızamız hıfz edip hatırlatamazken, yaşanmışlıklarımızdan birer hatıra çıkaramazken doğa bilmem ki neye ayak uyduracak.

Rahmetini salsa da kıştan, bereket bahara yetmiyor. Hayatımızda durarak nefes almayı ‘artık' beceremezken, doğa şaşkın halde uyarı sinyalleri veriyor.

Tüketim çılgınlığı, rahatımızı artırıyor gibi gözükse de nefesimizi darlatıyor. Daralmış nefesler de hep dert, hep dert. Hep dertliler, mevsimin acı meyvelerini yemekteler.

Bir ağaç ağlarken yok edilmesine, fidanlar bekliyor ‘umutla'. Giden kötü kader değişir mi, cevabı umuda sarılan eller sayısınca ‘evet.' Kökler, aşkla yalvarıyor buluşturun beni yarimle, mutluluğuma evlatlarınız şahit olacak diye. Zor değil, kötüyü iyiye çevirmek. Zor değil, iyide istikrar göstermek. İradeyi daimi iktidar yapıp hükmü koymak hiç de zor değil.

Yazın üşüyüp mandalina yemek, kışın yanıp karpuz kesmek…

Ve bir gün şaşkınlık dahi yaşamamak….

Çocukların kaderi, ataların felaketi olmasın.

Haydi…

Bekleyen ‘umuda' inanan el kaldırsın…