Bir forum sitesiydi beni internet alemine yakınlaştıran, ısındıran. Bilgisayarla haşır neşir eden, başka şehirlerde görmeden dost edindiren adını hala güzellikle andığım ?Türkmania'ydı. Gerçek dostlarımla, sanal dostlarımın birlikte olduğu ve her gün günümüzü paylaştığımız ortam. Büyük şans mıydı yoksa bilinçli bir tercih miydi o dalış? Muhtemel ki ; yaşanılan her şey gerçektir, sanalı olamaz düşüncemin tesir edişiydi. O siteden tanıdıklarım, bir nick (kullanıcı adı) kullansalar da hepsinin gerçek isimlerini, yaşayışlarını biliyordum. Kaldı ki tanışmışlığımız da vardı. Adminleri sevgili üyelerini Konya'dan Serik'e gelerek ziyaret etmiş, kahvelerini yudumlayıp hatırlarına hatır katmışlardı. Bu iyi başlangıçtı elbette. Ancak kaçınılmaz gerçekliğin biri de; internet denilen yer, bütün pisliklerin fütursuzca sergilendiği, yaşandığı, ertesi güne de tertemiz çıkılan bir farklı alemdi. Kullanımını bilemeyenlerin uçurumu olan kara kutu, bir çok sağlam (sanılan) aileyi de göçürmüştür. Bilgisayarı göçtüğünde format atanlar, kendisi dejenere olduğunda format atmayı bilmediğinden ruhunu yerinden oynattı da bilgisayarına dokundurtmadı.

Bıçakta değildi kabahat cinayet işlenirken. Onu tutan elin, kötü düşünceyle bıçağı ?kesiciliğiyle' kullanmasıydı. Bıçak bilirdi ki aklı olsaydı, insanı öldürmez, en leziz meyveyi dilimlere ayırırdı, afiyetle yenmesi için.

Soruyorlar mı ki bilgisayara ne yapmak istiyorsun. Oysa bilgisayar soruyor ?ne yapmak istiyorsun.' Tüm komutlarım sana amade. Komutan sensin; tıkla güzelliğe doğruya yol al, tıkla çirkefliğe, yanlışlığa yol al. Olmasaydı, daha mı temiz olurdu ruhlarımız. Sanallık olmasaydı, ismimiz daha mı gerçekçi olurdu. Karanlıkta yalnız yürüyenin yere tükürüp, aydınlıkta kalabalık içinde yere tükürene ?temizlik adabını' söylemesi meselesi hatırıma geliyor.

Siz aynı sizseniz bilinçli yaklaşımlarınız varsa bu her halükarda davranışlarınıza yansıyacaktır. İnternet kullanımı da öyle.

Mavi Marmara olayında; İsrail askerlerinin yaptıkları vahşetin çekilmiş fotoğrafları makineden silip, Türk Bilişim uzmanları tarafından bir programla geri getirilmesinde görüldüğü gibi, kaydedilen her an uzaklardan geri getirilir.

Bunlar neden mi dillendirildi. Sosyoloji öğrenen ben daha önceden gazeteden de edindiğim bilgiyi ?yaşamın içinden' yazısında okuduğumdan ötürü. ''Facebook insanı mutsuz ediyor'' deniyor. Amerika'da bir üniversitede sosyologlar 425 öğrencinin katıldığı bir araştırma yapıyor. Araştırmada Facebook'ta kaç arkadaşları olduğu, ne kadar zaman geçirdiği soruluyor. Ve hayatı adil bulup bulmadıkları belli durumları dikkate alınarak soruluyor. Ve sonuç; Facebook'ta ne kadar çok zaman geçirirseniz mutsuz olma olasılığınız o kadar yüksek-miş. Facebook'ta uzun süre zaman geçirenler hayatın adil olmadığını ve diğerlerinin kendilerinden çok daha mutlu olduğuna inanıyor. Tanımadığı kişileri gördüklerinde bile. Yine araştırmada Facebook'ta sosyalleşmektense yüzyüze sosyalleşen kişilerin daha mutlu, hayata olumlu bakan kişiler olduğu. Sosyal ağda sürekli olarak paylaşılan mutlu fotoğraflarında kişilerin mutsuz hissetmesinde etkisi olduğu belirtiliyor.

Araştırma elbette ki ciddi. Doğru. Haklılar. Düşündüklerimi yazıyla ifade edemediğim şu ki siz, neyden,nasıl, ne derece, nereye eğilimli olduğunuzu, olması gerektiği haliyle bilirseniz, etkileniminiz o yönde olur. Sanal diye bir şey yok. Gizlediğiniz hiçbir şeyi gerçek manada örtemez, olmasını arzu ettiğiniz kimliğe sahte ad, fotoğraf, paylaşımlarla ulaşamazsınız. Yalancılık sesinizi duyduğunuz mekanda da, tıkladığınız- klavye kullandığınız uzağınızda zannettiğiniz yerde de aynıdır. Paylaşımlara bakarken duyduğunuz kıskançlık, komşunuzdaki varlığı gördüğünüzde çıkmayacağını mı düşünüyorsunuz .

Düşüncelerinizi düzeltmedikçe sosyal ağda-gerçek hayatta, hiçbir yerde mutluluk size gelmez.

Sizi siz yapan, düşünceleriniz. Hissettikleriniz. Yaptıklarınız.

Aslolan sizsiniz. Güvenlikli olun ki, virüs kapmayasınız.