''Gönlü düşürmeye değer ne var dünyada; kitap, kalem ve kahveden başka?'' diyor kendine sorduğu ''Deseler ki, bütün dünyayı bağışladık, al içinden istediğini'' sorusuna Ali Çolak. ''Kederi içinde bir yumru gibi taşıyıp duranların meşrebinden'' bu adam.
Ahir zamanın götürülerinden elde edilen sonuç bizim yaşadıklarımız. ''Batsın bu dünya'' diyen Orhan babaya hak verip arabesk dillendireceğim bana tersken bugünün anlam ve önemine en uygunu da bu. Yazılarımın çoğunun bu minvalde devam etmesi de korkutuyor üstelik. Depresyon belirtilerini tamamlamama, teşhis koyulmasına az mı kaldı. Sonra diyorum; benim bu kelimede vücut bulan endişelerim bireysel değil ki. Toplumsal. Toplumsalsa; yazılmalı, okunmalı, irdelenmeli değil mi?
Bir Mert vardı mesela. (9 yaşında tecavüze uğrayarak öldürülen erkek çocuk)Bir zamanlar yaşayan, çocuk ruhuyla aleme soluk veren. Karslı. Hani içinde birazcık merhamet olanın yüreğini kıymıştı yaşadığı acı. Ailesinin gözündeki yaşlarla idam edildi insanlık o gün. İnsan olmak, gözle görülür bir bedene sahip olana mahsus değilmiş. Bu ve benzeri olayları yaşamıştık. Kimbilir şu yazıyı yazma ve okuma sürecinde de kaç tane yaşanacak. Yeryüzü geniş. Adem yaratıldığında söylenilen ''aşırılıkları'' yaşamadan ölmeyeceğimizi de biliyorduk. Ama'.... Ama işte şurası da acıtıcı ki; şeytanın dahi belki ''bu kadarı da fazla'' dediği olayları yaşadıkça ve (Allah korusun) her an bizim ya da sevdiklerimizin de başına her an gelebilme endişesi uçurum kenarında yaşatıyor insanı. Doğa güzelliklerini ''ol'' emriyle öylesine gösterirken, küçük Mert'in ölümü Nisanda Ocak yaşatıyor.
Şimdi cehennemden bahsetsem, iyi ki kurulmuş desem'... Diyorum işte. İyi ki var İnsan yakıcı cehennem ateşi. İyi ki. Alimin dediği gibi ''Zalimler için yaşasın cehennem.'' Biri geliyor; Dünyaya geliş amacını unutmuş, cehenneminde içeceği pisliği cennetliklere kusuyor. Hangi ceza bu dünyada temizler ki onu. Temizlemek çılgın alevli ateşin işi artık. Nazan Bekiroğlu'nun dediği gibi ''Sadece insanların lâneti yetmez, ''Allah'ın ve meleklerinin de hepsinin lâneti onun üzerine olsun''.
Yediklerimizi dahi yapay hale getiren bizler; anlam veremediğimiz deformelere uğruyoruz. Antalya'da 18 yaşında N.Y. ''13 yaşına kadar yetiştirme yurdunda kaldım. Beni seven kimse yok. Benim neler çektiğimi bilmiyorsunuz. Artık tükendim, bu dünyada yaşamak istemiyorum" diyerek intihar etmeye kalkıştığında söyledikleri çözümün düğümünü gösteriyordu. Sevgi. Sevgi; zinciri başlatan halka. Ardı saygı, ardı şefkat, merhamet, umut'.... Ama sevgi olmadan asla. Sağlıksız, sapıkça sevgiyle bozulmuşsa insanlığın mayası işimiz zor. Yine de umut hep var. Elimizde son kalan o olsa da, en büyük şeye sahipliğimizle sıkı sıkıya sarılmalıyız. Bu konunun böyle darmadağın oluşu benim zihnimin darmadağın kalışındandır. Dünyanın sonunu getiren hareketleri zikrederken, bir de ben kayda sokmamın üzüntüsündendir.
Maratona katılmış yarışçıdan daha hızlı koşan günlerin bitmeyeceğini zanneden aldanmışlar, dünyanın düzenini bozdukça dünyaya meyil kalmıyor işte. Hani deseler ki dünya senin, al içinden istediğini. Böylesi dünyadan ne alırsın ki'... Hiççç. Öteler kurulmuşken hesaba, şükretmekten başka da ne dilenir ki. İyi ki var terazisinin hassas olduğu bekleyenimiz'... İyi kii'...