Bir önceki yazımın karamsarlığından kurtulup mis kokulu kelimelerimle yüreklere değecektim. Yürekten yol açıp yüreklere akmaktı maksadım. Niyet etmiştim de yorgun yüreğim izin vermedi. Yürek yorulmaz mı? Yoruluyor işte. Kanı donuyor, atışı duruyor.

Küçük Gizem. Dün Mert bugün Gizem. Biliyorum dünya kurulduğundan bu yana iyi ve kötü bizimle beraber. Kim hangisini sahiplenirse, onun hükümranlığı. Gizem'in katili kötülüğün sahibi. Hükümranlık kurduran kötülüğe o. O artık; 'iyi' değil. Şeytanın 'saptıracağım' dediği kişi. Kötü. Öyle kötü ki; onunla ilgili kurulan hiçbir cümle güzel olmayacak. İsmi açık değil kodlanmış S.A. olarak kalacak. S.A. S ve A'yla başlayan binlerce güzel kelime türetilebilecekken S.A. yaptığı hataya attığı imza olacak. S.A. 6 yaşındaki dünyalar güzeli kızı pikniğe götürüyorum diyerek kandırıp; bıçaklayıp, boğup üzerine benzin dökerek yakan kötü kişi. Yaptığı bu hatayı Gizem'in ellerini bağladığı bantla yok edebileceğini mi düşündü. Cesedin az ilerisinde ağlarken, olmuşu olmamış gibi yapabileceğini mi zannetti. Anlaşılmasın içindeki canavar hisleri Gizem kayboldu diye aramak kadar mı onun akıl yürütmesi. Tüm yaşanılan acının sebebi olabilir mi Gizem'in ablası Gamze'yle gönül ilişkisi yaşayıp ailesi karşı çıktığı için ayrılmak zorunda kaldığı. Yooo, Gizem'i öldürürken sapladığı bıçağı gözlerimi kapattım nereye vurduğumu görmedim demek kadar basit değil, kulaklarımızın duyduğu. Böylesi insanlarla aynı havayı solumak yüreği yorgun düşüren. Kalplerin cayır cayır yandığı bir iklimde, bu dayanılmaz acıya sabır dilemekten başka çare de yok. Çaresizlerin çaresi olana sığınmak en hayırlısı. Kalmışsa azıcık akıl, onu da sabır dilemekte kullanmak en faydalısı.

S.A. gerçekten pişman olup af diler mi ya da gün gelip affettirebilir mi insanlığa kendini bilemem ama insanlık için yepyeni, tertemiz, dipdiri üç aylar geldi. ''yüceltilmişliğiyle'', ''ikramlarıyla'' geldi. Recep ayıyla gelen ab-ı hayatın meyli bize. ''Allah'ın ayı'' denilen bu mübarekte neler vardır neler. Her bir kulun nasiplenmesi muhakkak. Gecesi ayrı gündüzü ayrı bir hazine. Gizlisi de, açığı da kucağında. Tam bir ay Allah'ın ikramıyla donanacak kendini 'hazır' hissedene. 'ekersek' 'toplamak' istediğimizi, kendini verecek tüm güzelliğini.

"R" Allah'ın rahmetini, "C" Allah'ın cömertliğini ve yardımını, "B" ise Allah'ın iyilik ve ihsanını verecek 'RECEB'i yaşayabilene. Ne mutlu o nasibini eliyle tutana. Yorgun düşen yüreğini, bu aya hürmetle dinlendirip, bayrama ismini yazdırana ne mutlu. Bayramın arifesini gün gün 'tut'ana ne mutlu.

Eza ve cefayı terk etmeye çağıran bu günlere dilinde hayır, yüreğinde hayır tutabilmek umudunu koyduk. Umudumuz; inandığımızın cümlemize 'iyilik' dağıtması. İyiliği tutmak ve tekrar kabule hazır hale getirmek. 'Ala' insan olmak bir an evvel. En alasından hem de. Meleklerin imrenip, 'selam' verdiği. 'Selamün Aleyküm'ü sürekli zikreden meleklere muhatap olmak. İşte iki kelime baş harfleri S.A. olan. İsteyene verilir istediği. 'Selam verilenlerden' olmaksa arzumuz, işte içi dopdolu koskoca bir ay. Ardındaki gelenlerin müjdecisi.

Işığını baştan yakan ay Recep. Receb'in ilk cuma gecesine Regaib. Bugün ; büyük gün. Allah'ın ikramının dolup taştığı, isteyene dağıtılacağı gün. İstediğimiz ne varsa; her bir anında dilemeliyiz. Dilerse dilediğimizi yaradan, olmaması için hiçbir sebep yok. Yoktan var edenin kudretine yönelmişken, var olanı önümüze sermez mi? Bu geceye dair duam o ki; hiçbir çocuk canavarca hislere mahkum olmasın. Hiçbir emanetçi, emanetine sahip olamadım hissi yaşamasın. Müslümanım diyen hiçbir kul, nefsinin emrettiğini yapıp kötü olmasın. Sorgu mekanında hiçbirimizin yüzü kendisine hayat verene kararmış çıkmasın. Nurun sahibine nur yakışırken, zelil bir hayatın rengine bulanmış olmayalım. Her birimizin duyduğu selam üzerine selam olsun. S.A.

Bir sonraki ay için ''benim'' dediği Şabana ayına 'hazırlanırken' peygamber efendimizin ettiği duayı ediyor; ''Amin'' deyişine sığınıyoruz. "Allah'ım! Receb'i ve Şâban'ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan'a ulaştır"