Gitmek mi zor, kalmak mı?

Vermek mi kolay, almak mı?

Donmak mı yakar, yanmak mı titretir?

Birbirimizle anlaşalım diye kavim kavim yaratıldığımızdan bu güne savaşmayı gerektirecek durum hep olagelmiş. Sıra sıra dizilip her birimize sayılı Nefes'ler verildiği alemde millet millet payımız “kardeşsiniz” paydamızla verilmiş.

Her bir kardeşimizin payına hangi millet düşmüş olsa da Ademoğlu olmakla hepimiz “kardeş” gönderilmişiz kan dökülen dünyaya. Öyle ya yaratıcımız bizi topraktan yaratırken melekler “Ya Rabbi, yeryüzünde kan dökecek, fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın” diyordu. Daha nefeslerimiz Nefes sahibinden üflenmemişken ‘toprak' uğruna kanlar döküleceği apaçıktı. Toprak, besleneceği kanı dünden bekliyordu.

Anlaşmak en büyük sulh. Sulha razı olmayan da anlaşmaya uzak en büyük düşman.

Yıllar, asırlar, devirler, tarihler geçti dünya bu günkü şekline geldi. Şimdilik…

Bizse TÜRK'üz. Payımıza düşen TÜRK'lük. Vatanımız Türkiye. Toprağımızı, vatanlaştırmak uğruna kanlarımızla suladık. Suladık ki hayat bulsun toprağımız. Suladık ki; refah meyvesini her daim tadalım. Kanını toprakla buluşturan her bir nefes sahibi bile bile, isteye isteye verdi kanını, bundan sonraki Türklerin de vermekten zerre şüphe duymayacağı gibi. ‘Ne büyüğüz ki kanımız kurtardı tevhidi.'

Bugün…

Bugün, “vatan sağolsun, bir oğlum daha var onunda kanı bu vatan için helal olsun” diyen anne babalar üzgün. Bugün, en hassas tarafımızla kırgınız. Demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak gösterilen Kürtlerin dağdan inmesi sırasındaki ve sonrasındaki karşılama törelerini hazmedemiyoruz. Üzerlerinde “Bu elbiseler bizim dağda günlük kıyafetimiz. Dağdan inerken de doğal olarak o elbiselerimizle indik. Başka hangi elbiseyle ineceğiz ki.” deseler de adeta ‘bizi böyle kabul edeceksiniz, ettireceğiz' diye bağırdıkları kıyafetlerle, zafer işareti yapa yapa gülmeleri gülen yüzlerimize hüzün çöktürdü.

Biz Serikliler Cuma günü hüznümüzü, olanları asla hazmetmeyeceğimizi haykırmak için toplandık.

Tarihi Çınar ağacımız şahit ki alanı dolduran bayraklar bu ülkede iç odaklara, dış güçlere rağmen daima dalgalanacak. Bayraktan bir deniz görünümü veren alandakilerin haykırdığı gibi “Bu Ülke Tarihte Türk'tü Bugün de Türk ve Sonsuza Dek Türk Olarak Yaşayacaktır.”

Biz her bir şehidimizi peygamberimizin kucağına göndermişken, katilini pişman değilken nasıl kucağımıza alalım. Kucağımızdayken “bu eylemsiz dönemde dağdaki kadrolarımızı güçlendireceğiz” diyen teröristleri nasıl affedelim. Kardeş bellediklerimiz bölünmek isterken nasıl bölünmelerine izin verelim. Biz bu kadar açık değiliz, bu kadar hazımlı değiliz maalesef…

Nefeslerimiz tıkandı bu süreçte. Beraberliğimizi gösterdiğimiz Cuma günü biraz rahat bir nefes aldık, özgürlüğümüzü delice haykırdıkça…

NEFES

En harika sahnesi bayrağımın sert rüzgarda özgürce dalgalanması. Yırtılsa da uçlarından asilce, başı dik, özgürlüğünü haykırırcasına dalgalanması. (Bu sahneyi kıyamete kadar izlesin her bir Türk evladı inşallah.)

En üzücü sahnesiyse yüzbaşının tam alnının ortasından vurulması, hem de “gelip seni öldüreceğim diyen Doktor kod adlı terörist tarafından. Alın, benim lügatımda aydınlığın, nurun, açıklığın simgesi. O yüzden alnımızdan öpülmesi gururlandırır bizi, gurur vericidir alnımızın ortasından öpülmesi. Tam da bu yüzden alnının ortasından vurulması yüzbaşı Mete'nin içimi yaktı. Ölse de hain ‘doktor', gururla çıkamadım sinema salonundan.

Sinemanın kalbimin atışlarını hızlandırdığı son sahneler olsa da “uyursan, ölürsün” cümlesi günümüze fazlasıyla oturan bir cümle. UYURSAK ÖLÜRÜZ…

Bir çoğumuzun son günlerde kalbine düşen “Bizim çocuklarımız boşuna mı öldü”, “adaletsizlik bu” duygusu silinmeli. İç isyanları bastırmak uğruna akan kanlar vatanlaştı bile bu topraklarda. Yürekler serinlemeli…

Anlaşıldı ki bu millet göz boyamalara gelmeyecek kadar gözü açık, sesi kısılamayacak kadar gür, hazmettirilmeyecek kadar sağlam.

Bu millet kardeşliği, nefesleri üflenmeden öğrendi.

Sulhu; yaratanı “anlaşasınız diye kavim kavim yarattım” derken belledi.

Savaşıysa; kardeşliğe, anlaşmalara ihanet edildikçe öğrendi.

Yurdunda ve dünyada barışı arzu etse de barış yolundaki adaletsizlikte savaşmasını çok da iyi bilir.