İnancımızı teyit edişimiz 'la' ile başlaması tam da biz ademlere yakışanı. Önümüze gelene 'yakınlaşmamızdan' 'illa' ya muhtaçlığımız. Yok bilirsek lüzum olmayanları, var olur en lazım gelenler. Yaratanımıza şahitliğimiz; diğer tüm Tanrı diye bilinenleri 'yok' hükmüne koymakla başlar. Başladığı yerde biterse, inanmayışımızın ilanı olur. Devam eder ve 'illa' -ancak- Allah var dersek eksiklikten eser kalmaz. Tevhid getirenin 'eksikliği' kalmamıştır artık. Görünen eksiklikler; cümlenin inanılarak söylenilmeyişindendir. İyiye ve güzele dair tüm yapılanların kapısıdır bu ulu itiraf. ''Muhammed Allah'ın Resulüdür'' ifadesi ise 'ümmeti' olmakla şeref duyduğumuz peygamberimizi kabul edişimizdir. Hem ne kabul. Varsa içimizde ona dair en ufak bir muhabbet, tüm kokular gül'dür artık. Şunu inanarak söylüyorum ki; o yoksa kalbinizin bir köşesinde, kalbiniz size küsmüştür. Sahibi görmez sizi. Eksik koyuşunuza içerlemiş kapatmıştır kendini size. Siz; bir kalbim var derken, kalbiniz inkar üzerine inkardadır. Eksikliğine öylesine inanmıştır ki; ruhunuzu da inandırmıştır. O'nsuz kalpler organdan öte değil.

Istırabımızın sebebi yok'luktan. Var olanı dilimizle söylerken, kalbimize indiremeyişimizden. Ancak; diriyse kalbimiz hala iri cümlelerle yeniden kalbe indirmeli nazikçe eksikliğimizi tamamlayacak olanı. Yüreğimizde her neyin ıstırabı varsa biliriz ki; çatlayacaktır rahata doğru. Yeryüzünde ne var ki; umutsuzluğa düşmeyene önündeki dağlar düz olmamış. Sabrı koynunda gezdiren kim var ki, 'amin'inden sonra cevap bulmamış. Çabasını layıkıyla kim ifa etmişte karşılığını acilen almamış. Bir olana kim yönelmiş de yalnız kalmış. Rahmetinden kim ümidini kesmemiş de, çorak kalmış. Kim selamet dilemiş de 'selam' verilmemiş. Kim kendine sığınmış da ışığını göndermemiş. Kim O'nu Aziz bellemiş de mağlup olmuş. Kim 'yaratan ancak sensin' demiş de rızık derdine düşmüş. Kim O'nun bilgisine itimat etmiş de aklından noksan kalmış. Kim O'nu en yükseğe koymuş da , kendisi aşağılarda kalmış. O'nun hükmüne kim itiraz etmiş de kendisi haklı görülmüş. Kim O'nun hikmetine inanmış da görünmezler görülür olmamış. O'nun adaletle muamele ettiğine kim inanmaz da, mühlet verilen gün sonrasında gerçek neymiş kendisine gösterilmez. Kim O'nun yumuşaklığını bilir de lütfa mazhar olmaz. Kim kendisini velisi bilir de o daima korunmaz. Ve kim af diler de yüreğini kararttığından, O affetmez. O ki; hayat veren elleriyle yarattıklarına. O ki; nefes üfleyen kendinden. O ki; benzemeyen hiçbir akla gelene. O ki; kullarına kolaylıklar veren. En kara günün ardından güneşi doğuran. Daralmış ruhumuza ferahlık veren. O ki; varlığı ezelde de ebedde de tek olacak olan.

O hakimse -ki olması gereken bu- korkmayalım; hayatımızı berbat etmiş gözüken şeylerden. Uzaklaşmayalım kendimizden. Ara vermeyelim 'yok'larımızın ardından 'var' olanı dillendirmekten. Zamanın içinde değil zamanın da Rabbinde kaybolalım. Kısa yoldan Allah'a ulaşmak olan 'Aşk'la tutalım aramızı sahibinden.

Varsa yüreğindekilerden ötürü kaybolmuş olan, ona ithaf edilmiş olsun bu yazı. Ama illa, illa'yı hazinesi bilene kaybetmesin değerlisini diye bir 'amin' olsun.

''Mutluluk ancak sahibini anmakla mümkündür.'' U-mutsuzluk yok, ancak u-mutlu olmak var.