Kabarıyor denizler köpük köpük. Öyle ki ‘hırçınlığını izleyeni' şoka sokuyor. Hırçınlığındaki hale bakılırsa, usul usul kıyıya varıp, çıplak ayaklara değip kaçmışlığına inanılmıyor. İddiaya girmişçesine bir sonraki dalga öncekinden daha asi.

İki mevsim önce; tatlı tatlı köpürüp sahili öptüğü, gecesinde ışıl ışıl gülümsediği yalan gibi. Öpüşündeki sıcaklık, şimdilerde buz kesmiş.

Yeryüzü gökyüzüne savuruyor, gökyüzü misliyle geri veriyor. Denge, en sert haliyle bu yıl kendini açıyor.

Çok değil az-az sonra kıyısında karpuzların dilimleneceği mekanlar, üzerinde gezilebilecek durumdalar şimdi.

Masumiyetin beyazı ‘esaret'e yerleşti. Güneşi doğuran topraklar üşüdü, dondu. Soğuğun sertliği kesti, kanattığını da akıtmadı.

Gökyüzü ne varsa içinde, boşalttı. Bulutlar toprağından aldığı kiri-pası bağrında kaynatıp rahmete çevirdi.

Rahmet… Gecikmeyecek…

Beyazlar adını esaret koyanlara gücenmeden usul usul renklere verecek kendini. İsteyen istediği rengi alıp ‘taç' yapacak. Bir papatyanın yaprağı olarak kalacak beyaz, güneş sarısı etrafında. Sevildiğinden emin saracak boy boy tarlaları.

İlk haber bugün ‘hava'dan geldi. Havamızı havalandıracak hava harekatı… Düşürüyorum cemremi, çatlasın buzlar, erisin karlar, dağılsın bulutlar…

!!!!...

Ya bir baharı daha göremeden ‘sonsuzluğun salonunda' bekleyenler. Cemreyi göremeyenler hikayelerini okuturlar da mezarlarıyla bize, biz kaç cemre düşüreceğiz ‘taş'ların dilinden anlamaya.

Dilinden anlayanlara anlattı dağlar, denizler. Görebilene gösterdi gökyüzü. Dalgalar ters yüz olana dek gösterecek de…

Mikail (a.s)'ın yaptıklarının manasını Azrail (a.s) öğrettiğinde geç kalmışlığımızı zannediyorum en iyi İsrafil (a.s) duyurur bize.