Bir şeyler eksik de ne eksik ya da neler olması gerekenden fazla olmasıyla eksik bilemiyoruz…

Her durum maalesef ki ‘şeytanlaşmaya' pek müsait. Yemeği kötülük olan şeytan bu günlerde karnını tıka basa doyurmuş, her gün de doyuracağı şimdiden belli. Umudunu katık ettiği bir çok yüce gönüllüler ellerinden geleni yapsa da yetmiyor ‘dur'durmak durmak bilmeyen halleri.

Sözün tükenmeye yüz tuttuğu zamanlarda yazmak kurtuluştur diyen şu yazının sahibi ümitsiz değil, ancak artık utanıyor. Utanmazların kalbinin attığı yerde kendi kalbi attıkça ‘sıkılıyor' bu hayattan. Elden ne gelir deyip çekip giden olmasa da ‘elden gelen' kişilerin bir demokrasi açılım sepetiyle oradan oraya gitmeleri gören gözlerinin artık kapanmasını istiyor.

Sosyal yozlaşmayı görmeyen açılımcılar; babasının öz kızına, dayının yeğenine, komşu amcanın komşusunun kızına, komşunun karısının komşunun kızına, kadın kocasının oğluna yaptıklarının hesabını nasıl verecekler.

17 aylık kızını fuhuş çetesine satan anneye, eşeğe tecavüz eden adama, öğrencisini taciz eden öğretmene, öğretmenine laf atan müdüre, olmadı okulundan atılması için iftiralar atan hizmetliye…..

Yıllardır isteğiyle ilişki kuran kızların istemediği şekilde ilişki devam edince polisin kapısını aşındırdığında, ailenin ilişkiden haberdar olup da isteklerini elde edemeyince şikayetçi olduğunda, küçücük komşu kızını sobada daha iyi yansın diye odun atıp kızın aldığı yumurtaları bir başka komşusunda afiyetle yiyen komşu kadına…

Her gün ama her gün eksiksiz yaşadığımız şu olaylara bir ‘açılım hareketi' gerekmiyor mu?

Yetti artık açılım zırvaları.

Olmayan aşırı sorunları her gün dikte ettirmenin anlamı nedir?

Tamam. Buna rağmen kabul edelim bir taraftan, Doğu'da yaşayan kardeşlerimizi koruma yollarını. Peki burnumuzun dibindeki önü alınmaz sosyal çarpıklıklara ne zaman göz ardı etmeyi bırakacağız. Bu ülkede ‘pislik' almış başını gidiyor. Birileri çıkıp da bu olayları araştırıp ‘açılım hareketi' başlatmayacak mı? Yok mu devletin zirvesinde böylesi yürekliler.

Olan hep çocuklara oluyor. Ne acı… Özgürce bayramda şeker dahi toplayamayan yavrularımız bizim ‘hareketsizliğimiz' yüzünden patlayan olayların içinde mahvoluyorlar. Gözden akan yaş söndürür mü yanan yürekleri bu olaylar devam ettikçe. Birbirimizden bihaberiz.

Her birimiz ‘sevgi açlığı çekiyoruz.' Açlığımızı gidermek için de kötü alışkanlıkları sığınak belliyoruz. Sığınağı çürük olan altında kalmaz mı korunduğu ‘çatı'nın altında.

Kötü mü durdu bu yazı bu satırlarda. Kasvet mi getirdi ‘serin' yüreklere.

Özür dilemeyeceğim.

Bu pislik ortada böylesine fazla dururken, bir şeyler eksikken yaşamımızda ben özür dilemeyeceğim.

Geleceğimizin pırlantaları çocuklarımıza bırakabileceğimiz güzel adetlerimizi, güzel huylarımızı biz terk ettikçe ve bir ‘açılım hareketi' başlatmadıkça ben asla özür dilemeyeceğim.

Eğer dilemek zorunda kalırsam bir gün gözlerine bakmaya kıyamadığım Yüce Allah'ın “ÜMİT” diye gönderdiği bebeklerden özür dileyeceğim.