Midesi bulanınca insanın zannediyor ki ölünceye kadar bu halde kalacak. En hoşlandığı kokular bir anda hayatının kabusu haline gelebiliyor. En sevdiği önüne gelse tiksinerek bakabiliyor. Sonra bir hamle çıkartabilirsen midendeki isyancıları… Rahatlıyorsun. Karıştıran hangi meymenetsizse fena deviriyor bedeninizi. 3 adımlık yere 3 defa oturarak ulaşamıyorsunuz isyankarları def etmedikten sonra.

Kıskanmak değil de gıptayla bakıyorsun yediklerini hazmedenlere. Özlem duyuyorsun bir daha ben de normale dönebilir miyim diye? Güzel bir havada; kuşların cıvıltısı, kedilerin miyavlaması, çocukların sevinç çığlıkları devrilmiş yatağında yatarken hiç de iç açıcı gelmiyor. Velhasıl, içindeki isyancıları def etmek isyancıların ‘başarısı' değil senin rahatlaman oluveriyor. Rahatlıyorsun.

Kınıyoruz, lanetliyoruz da ne oluyor hazmedemediklerimizi. Düzeltmek lazım da nasıl bu midemizi bulandıran isyankarları. Kabus gibiler. Acı üzerine acı yaşatıyorlar. Fena yakıyorlar meymenetsizler.

Her baktığımızın görünen hali olmadığını bellettiler de her görünenin yanlış mı doğru mu olduğunu bir türlü bilemiyoruz. Kabiliyetsizlik de değil eminiz ki itlerin ürümesini duyuşumuz. Biliriz ki biz; it ürür, kervan yürür. Yürür de acep itin ürüyüşüne izin mi verilir, itin ürümesi mi sağlanır, itin ürümesi kabul mü edilir?... Biz görünenin yanlış mı doğru mu olduğunu bir görebilsek…

Ahhh, erenlerin samimiyeti, saflığı ve en doğruya bağlılıkları mıdır gözlerindeki perdenin açılışı, bizlerin başıboş, vurdumduymaz, karışmış hali midir gözlerimize perde üzerine perde inmesi.

Midesi bulanınca insanın zannediyor ki toprağa girinceye kadar bu halde yaşayacak. Hamle yapıp çıkartabilirse isyancıları, rahatlıyor.

Artık rahatlamalı, rahatlamalı, rahatlamalı…