“Hayatın ritmine uymaya çalışmak hayatı yorumlamaktan daha öncelikli hale gelmiş durumdadır.” (Ahmet Şafak) diyenin haklılığını maalesef ki gün gün yaşıyoruz. Hep bir kovalayandan kaçan halindeyiz. Kaçamadığımızı bile bile de koşturuyoruz üstelik. Komik. Yönetmek mümkünken hareketimizi, yönetiliyoruz. Bizden ayrı olan hareket mekanizmamızı, memnun etmeye çalışırken yoruluyoruz. Yorgunluğumuz, hareketimizi kısıtlaştırsa da koşmaya da devam ediyoruz. Sıhhatsiz beden, yapması gerekeni değil, ezberini bozmamayı yeğledikçe ‘sıradan' haliyle koşturup duruyor.

Bir an durmak, koşarken sağır olduklarımıza kulak vermek, hızımızdan göremediklerimizi hafızamıza kare kare fotoğraflamak, durumumuzu düşünmek, yorumlamak zor değil mi? Koşarken ki yorgunluğumuz, yorumlarken ki zorluktan daha beter durup düşünene.

Anlamadan, yaşamadan geçip giden bir hayat mı? Zikrederek fikreylediğimiz bir hayat mı?

Kendisini, toplum önünde şarkılarını söyleyip, eğlendiren bir sanatçı ötesinde gördüğüm Ahmet Şafak Bahar Şenliği kapsamında konser verdi geçen Cumartesi. Sıradışı bir 1.5 saat yaşattı dinleyenlerine. Doldukça eğilen duruşuyla sahnesinde yine devleşti. Yüreği Dev bir adam o. Sevenlerinin; ‘Okyanus Gönüllüsü', ‘Vatan Gözlüsü', ‘Adam gibi Adamı', ‘Yalnızkurdu'. Sahne öncesi 50 yaşlarında bir teyzenin “Isparta'dan sizin için geldim Ahmet Bey” deyişindeki hassasiyet, fotoğraf karesine yansıdığı tebessümündeki samimiyetten. Sanatını “güzel iş yapmak” olarak addedenin elbette sınırı olamaz. Seslendiklerine sınır koymak, ancak samimiyet yoksunu kişilerin hadleridir.

Performansı öncesi karşılıklı zikreylediğimiz merhabamız, konser boyunca tüm sevenlerinin gönlünde mekan tuttu. Her bir seveni için bir tek o vardı. Tüm ‘şeyler' silindi. Bir tek ‘şey' hakim oldu, var olanların yanında.

Amaç söyleyip gitmek olmayınca seslendi yüreklice her eseriyle. ‘Yüreğinle Gel' diye çağırdıklarına, ‘İlle de Türkiyemiz' dedi. ‘Memleket Meselesi'ni hatırlattı derdi sadece malayani aşk olanlara, ‘Adam Gibi'yle kalp attırdıklarına, ödüllü eseri ‘Sarıkamış'la hüznettirdi. ‘Var mısınla' varız sözü alan, ‘Beyler bu vatan size neyledi' diye hesap sordu. ‘Unut onu gitsin gönlümle' yol gösteren ‘Olsun'la teselli verdi. Detone sazanlara ‘Sahte Patlıcan'la selam(!) gönderip, ‘Yalnızkurduyla' ümit verdi.

Birbirinden çarpıcı sözleriyle duruşundaki samimiyetine şahit ettirdi bizi. Helal ettiği tüm şarkılarına şahidiz. Şahidim ben de sanatına. “Sanatın kimliği olmalı” diyordu. Şahidim ki kimliği sol yanından akıp bize ulaşanlar.

Sözde sanatçılara Ahmet Şafak'ın ‘Şöhret Sanatı Öldürdü, Cinayeti Ben Gördüm' kitabındaki ‘Sanatçı Adayına Notlar' diyerek yazdığı 26 tavsiyesine kulak vermelerini salık veririm. Gerçi o tavsiyeler hayatına hep not düşmek isteyen bizler içinde ya…

Verdikleri aldıklarımız, aldıklarımızsa nasiplerimiz. Nasibimize düşene, Dolunay da 5 Mayıs günü Dünya'nın en yakınına gelerek şahitlik etti.

Tüm eserlerine eşlik edenlere “Öğrenci kardeşlerimiz daha çok okuyarak, çalışan arkadaşlarımız daha çok çalışarak milletimizle daha da hasbihal-sohbet ederek, kendimizi anlatabilmeyi” öğütleyen, enerjisiyle şarj etti.Orada bulunan gönüllerse aldı, kabul etti. Orada var olmamın sebebi buydu. Dolgun yüreğe şahitlik etmek, bir nebze de olsa nasiplenmek.

Yanıbaşımızdaki dağlar da şahitlik etsin ki ben şahidim onun milleti için çarpan yüreğine. Ve sesine kuvvet veren de şahitlik etsin ki “kuvvet kaynağı sadece Allah.”