‘Başkası duymasın' diye diye cümle aleme duyurduğumuz gibi gazetelere de kapak olup araştırmalara denek oluyoruz.

Biz ki kadınız, elimizi bağlasalar ağzımız, ağzımızı kapatsalar gözlerimizle anlatırız derdimizi de iş şiddete dayanınca ‘aman elalem duymasın' korkusuyla çığlıklarımızı içimize doldururuz. İçimizdeki çığlıklar gel-git zaman kendini yetiştirir de bedenimize çığ faciası yaşatır durur.

Kim mi duyar, emin olun elalem duymaz artık, söylenseniz de.

Mutlu çocuklar derneği tarafından 7 bin kadın üzerinden yapılan ‘kadına şiddet' üzerinden yapılan araştırmalar gösteriyor ki dayağa da ‘elalem' için yemeye devam ediyoruz. Bu elalem de ne önemli ne utanılası, ne uluymuş ki onurumuzu dahi feda ediyoruz. Bu yılın, geçmiş yılların, böyle giderse de gelecek yılların Nobel ödülleri onun olsun. Kaldırsın zafer çığlıklarıyla da müritlerine daha bir iştiyak gelsin!

500 erkek, 500 kadın cevap vermiş araştırma sorularına. Adana'dan, Ankara'dan, Erzurum'dan, İstanbul'dan, İzmir'den, Malatya'dan, Trabzon'dan…

Şiddet gören kadınların % 32'si ‘ailem dağılmasın', % 34 ‘başkaları duymasın' diye şiddeti saklıyor. Kadınların % 32'si ekonomik sebeplerden-ki günümüzün veli'si para, % 30'u karşılık verdiği için-ki erkek sinirlendiğinde hep kadın susmalı!, % 23'ü alkol- ki erkek dediğin içer!, % 9'u istenmediğinden- ki kadın erkeği canı isterse göz önünde istemezse sopasının gölgesinde durmalı!, ve belki de en dövülmeyi hak ettiğimiz namus konusundan sadece % 3'ümüz şiddet görüyoruz.

Her 8 Mart'ta bizler göbek atmaya devam ettikçe erkekler de sopa döndürmeye devam edecek. Maalesef evinde çarşaf serecek kadınlarımızın çarşaf çarşaf dayak-ölüm haberlerini okudukça ‘yaramızı' kendi ellerimizle parçaladığımızı görüyorum.

Biz güçlenmedikçe, rencidecilik bir tarafa rezil edilmeye devam edileceğiz.

Baba erkek çocuğuna neredeyse ‘dünyayı sen yarattın, kadınlar da hizmetkarın' dersini verirse, anne; kız evladına senin hakkına düşen erkeklere ‘olur' demek nasihatini verirse, kız evlat; babasının yanlışına ses çıkarmayan- göz yuman annesine şahitlik eder durursa, komşular; çocuklar arasında erkeğin sinirinin geçinceye kadar kızları dövebilirsin- “oğlum, bulduğun yerde döv” derse (ki aynıyla yaşanmıştır, tarafımdan da şahitliği vardır.)bu dünyadaki tüm kadınlar sıraya girip dövülse de- öldürülse de yetmez.

Abarttım mı?.. Araştırmalar ‘bir daha yapmaz' deyip susan % 10.8 kadının yanıldığını söylüyor. Yine kendileri söylüyor ki şiddet eylemi devam ediyor.

Psikolojik şiddetten bahsetmiyoruz bile. Ruhumuzun morartısı gözükmüyor ya.

Semanur daha yeni dünyasının 2. Yılında babası tarafından darp edilerek öz yurduna geri gönderildi. ‘Elalem' onun çığlığını da duymadı. Öldü ya, haber oldu ya ağıtlar yakılıyor şimdi. Ne acı…

Eğitim eğitim deriz ya. Geçen yıl Antalya'da bir psikolog kadın, profesör eşinden 6 yıl boyunca şiddet gördüğünü, 9 saat kesintisiz dayak yediğini anlatmıştı. Demek ki eğitim, para, rahatlık, şiddete önleyici etken değil ‘ilahlaştırılmışlara.'

Bu beden, bu ruh bize yaradanımızdan emanet. Kadınsak da Adem'den ayrı değiliz. Yaradanın halifesiyiz. Teslim olsak da esir olmayacağız. Teslimiyetimiz; özgürlüğümüzde. (Özgür değilsek Allah'a dahi teslim olma yükümlülüğümüz yok.) Esaret altındaysak teslim olmaya gerek yok.

Havva görmediği yüzünü Adem'de görürken, Adem görmediği yüzünü Havva'da gördü.

Dikkat!

Ayna kırılırsa yüzümüzü göremeyiz. Yüzümüzü göremezsek…..