Bugün şu satırlarda okumanız için kitaptan, okumaktan bahsedecektim. Kitap okumalı, kitap okutmalı diyerek zenginlik hakkında tüyolar verecektim. Hani 28 Mart- 3 Nisan Kütüphaneler haftası ya, haftaya münasip yazı diye.

Olmadı…

Bir kitapsız, gazetenin sağ üst köşesinde öylece kurulmuş gözümün içine bakarken kitaptan bahsedemedim. Kanımızı donduran haber, haber sitelerine ve gazetelere düştüğünden beri hepimizin tavrı aynı. Ağzımızda bir ton küfür, çıkartamamanın sancısıyla yüzümüzü eğiyoruz. Eğiyoruz, utancımızdan. Faille aynı yaratılışta olmamız dahi utandırıyor. Bu vukuatıyla aşağıların aşağısına post attı ya, yine de dindirmiyor ‘insan'lığımızdan utanmamızı. Hele “Cinsel problemlerim var, kendimi frenleyemiyorum. Çocukları öldürdükten sonraki süreçte de cinsel yönden arayışa geçtim. Tedavi olmak istiyorum.” demesi yok mu?

Tedavi olmak şimdi aklına geliyor da Türkan'dan önce neden aklına gelmedi. Türkan'ın tek isteği poşetine koyacağın bir şekerdi. Adettendi bayramlarda kapı kapı dolaşıp el öpmek, saygısını sunduklarından sevgiyle belki bir şeker almak. ‘İyi bayramlar gör evladım'dı duymak istediği de. Sen onun şekerlerini sobada yakmışsın ya, bizim umudumuzu yaktın, vicdanını yaktın. Şimdi bir avuç külüz. Sen o banyoda Türkan'ı ‘öldürürken' dünya sarsıldıkça sarsıldı. Var örneğin çokça da, dünya her birini ilk ve tek kabul ediyor. Senin nefesini nefeslerimize karıştırmaktan utanıyor. Pedofili'yim diye affedilemezsiniz.

Hem, Dilruba ve Ahmet'in ağzını bantlarken biliyordun bu günü muhakkak yaşayacağını. Ne kadar da kazdığın mezarın üzerinde piknik yapıp çıkan kemikleri tekrar gömsen de biliyordun günahını bildiğin gibi. ‘Vicdan azabı çekiyorum demek' de yetmez. Sen sadece 3 çocuğa kıymadın. Sen, ‘masum' perdelerimizi yırttın.

Söylenecek öyle şeyler var ki yazı utanmasın diye satırlara dökülmüyor.

Bir ayrıntı içimi ayrı yakıyor. Psikopat katilin olayı işlediği zaman, komşuları çocuk bağrışmaları duyduklarını ama önemsemediklerini söylüyor. (Tabi gazetedeki haber doğru ise) Peki yalnız yaşayan birinin evinde böyle bir sese nasıl oluyor da şüphe duyulmuyor. Komşularımızdan o kadar bihaberiz ki bir Pedofiliyle, bir katille aylarca yan yana yaşıyoruz. Bir garipliğini sezmiyor, sezsek de garipliğini önemsemiyoruz. Bu ülkenin asıl sorunları bu. Patır patır dökülen Milletvekili aday adayları bu sosyal sorunlar için neler yapacaklar acaba. Acil ‘öze dönüş' planları var mı? Yoksa birilerinin itaatsizliklerine karşı bir eylemsizlik halinde mi kalacaklar. Bir eylemsizlik hali yaşanacaksa ; kendiyle beraber sevdiğini öldüren, annesini parçalayan, babasını deşen, evladını öldürenler yüzünden ‘oy' alacak birey de bulamayacaklar haberleri ola.

Görev Allah'ın tüm halifelerine… Suç işlemeye müsait yapıdaki kişileri aşağıların aşağısına düşmekten kurtarmalı. ‘Kötülükten uzaklaştıramadığımız' her eli kanlı ötelerde düz bir mekanda ellerini gösterip, gözlerini dikip “bu kan biraz da senin yüzünden” diyebilir. En ağırı da bizim için ‘söylediği' kabul görebilir “halifemsin” diyen tarafından.

En okunması gereken kitap da bildirildiği üzere emrolunuyoruz; “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek” konusunda.

Kitaptan bahsedecektim ya; buradan okumaya ne dersiniz?

İyiliği emret, İyiliği emret, İyiliği emret… Kötülükten men et…