Çocukların oynadıktan sonra koparıp avuç dolusu annelerine verdiği sarı çiçek zamanı şimdi.

Ağaçların çiçeklerini patlattığı, doğanın üzerine boya döküldüğü zaman. Börtü böceğin burunlarını çıkarttığı, hayvanların kuyruk salladığı zaman…

Görevini tamamlamış cemrelerin hediyesini sunum vakti. En çok da çocukların seslerinin daha çınlatıcı çıktığı zaman.

Yazın muştusu, kışın evladı bahar geldi. Baharın gelişini karşılayanlar gülüşlerini paylaştılar. İl, ilçe, köy ortak oldu doğanın gülümsemesine de gülüştüler. Çadırlar kuruldu, gözlemeler pişirildi, ayranlar hazır edildi. Ateş yakıldı. Demirler dövülmeye koyuldu. Çeşit çeşit oyunlar kuruldu. Çocuğu , genci, yetişkini, yaşlısı iple sallanan elmaları elleri bağlı yemeye çalıştı. Kaşığa koyulan yumurta ağızda eller arkada ilmeklenmiş bitiş çizgisine doğru ilerlendi. Gözünü bitiş çizgisine kilitleyeni kenardan izledi doğa. Yoğurda boca edilmiş yüz altın aradı, dilinde gösterene kadar biri. Cızırdayan gözlemenin dumanına kattığı kokuyu içine çekti sarı çiçeğin üzerindeki sarı benekli kelebek. Göz değmemiş kırmızı uğur böceği, ağzında tutan kaşıktaki yumurtayı güleceğim diye düşürene güldü. Onun gülüşüne, karıncalar da eşlik etti.

Kızlar pişirdikleri kokulu gözlemelerini ateşten değil utanmaktan kızaran yanaklarıyla sevdiklerine sundular. Ayranlarını içini ferahlatsın diye yiğitlerine içirten kızların yürekleri ferahladı ayranı içmişçesine.

İpin iki ucundan tutan bileği kuvvetliler, kazandım-kaybettimle bir o çizgiye bir bu çizgiye gelip gittiler. Yol almaya ara veren mavi tüylü kuş bir bakış attı, ipin ucunu kaçırıp yerde toz toprağa bulanmış 60'lık delikanlıya.

Ateş harını düşürdü üzerindeki uçuş gösterisi için. Tek tek komik suratlıları izledi usul usul yanarken. En çok, nerdeyse gökyüzüne kadar zıplayan çocuklara şaşırdı. Bu çocuklar gökyüzü kadar maviydi doğrusu.

Demir dövüldü kuvvetlilerle. İki kız geldi temsili. Kıyamadı ne demire, ne kuvvetine. Çadırın yanı başındaki al bayrak dalgalandıkça dalgalandı, pırıl pırıl güneşin altında. Özgürlük türküsü dillerde, sevgiler el ele halaylar çekildi. Yüreğin kıpırdanışına yorgunluğunu satmış ayaklar hareketli bir gün verdi sahibine. Gün, doğanın hareketliliğine eşlik etme günüydü.

Nevruz kutlandı ilçemizde de, Serik'ten Belkıs'a taşınan üniversite öğrencileri tarafından. Her yıl üzerinden atladığım ateş bu yıl az ötede yakıldığından atlayamadı(k)m. Bahara selam vermiş tabiatımızda renk renk festivaller yapılırken biz Serikliler daha göz değmemiş kırmızı uğur böceğimizle uğurlu yıllarda festival yapmayı bekleyeduralım. Gün gelir, biz de ‘biz' olmanın mutluluğunu halay çekerek kutlarız. Halay çekemeyenlere de bir Cezayir türküsü söyleriz.

Bizim kutladığımız Nevruzda, ipin ucunu kaçıran 60'lık delikanlıya gülen mavi tüylü kuş bir başka Nevruz kutlamasında bir kadının karşısındaki erkeğe tokat atıp yırtınırcasına bağırdığını görmüş. Bu ne ‘dendizlik', ‘çapulcu', ‘yazık' demiş ama tüyleri dökülmüş kahrından. Yeryüzüne bakış atıp, kanat savurduğu gibi şanslı değilmiş tür'daşları. Aynı gökyüzünde bombaların, silahların kokusu da sesi de boş bırakmış o taraftaki gökyüzünü. Şimdi şuradaki kadın, güya Nevruz kutlamasında ne diye tokat atmış ki kendisinde bulunması gereken zarifliği gösteren adama.

Hala yerinde duran uğur böceği, parlak mavi bir tüy bulmuş yanında. Kahırdan döküldüğü anlaşılan tüyün bedeni de düşüvermiş pat diye bir başka uğur böceğinin yanına. Uğur böceği ‘artık' havalandı mı bilemedi gökyüzündeki diğer mavi tüylü kuşlar.