İş hayatının stresinden midir, iş karşılığı alınan parayla iki yakamızı bir araya getiremediğimizden midir, hayatımıza giren aşırı teknolojiden beslenen ağzımızın ayarını kaçırışımızdan mıdır, ben yanmayayım da eller yanarsa yansın düşüncemizden midir, iki elim çalışırken ağzım neden boş dursun hallerinden midir nedir kelimelerimiz ağızdan çıkmayası haldeler.

Tamam; tüm devirleri toplayıp aynı anda yaşamaya kalksa topluluklar, taş devrinden zor bir devirde yaşıyoruz. Kantar nerde topuz nerede bilmeyeli 20 yıl geçti.

De…

Bize ne oluyor. Her birey diğer bireyi hor görüp ağzına geleni söylemek zorunda mı? Garip; küreselleştikçe genişleyeceğimize, daralıyoruz. Hiç kimse kendisini zorlamasın. Zira başkasını dar'landıran geniş bir hayatı yaşayamaz. Mümkünatı yok.

Karşısındaki yürek sahibinin dar'lanacağını düşünmeden tahammül etmeyip ayarsızca konuşursa, karşıdaki sussa da hayatına karşılığını bulacaklarının hanesine geçmiştir ayarsız kelimeler. Bir gün bir yerde yaptığın sen “neden” “neden” diye düşündüğün halinde hayat bulacaktır yıllar evvelki eksik halini.

Hele de haksızsan tahammülsüzlüğünde… Güzel yolu varken ifade biçiminin, içindeki nefret tohumunu illaki kullanıyorsan ifadelerinde, “neden”lerden “neden” beğen ileride.

Yılanı deliğinden çıkaran tatlı dil nerelerde? Bileniniz, göreniniz varsa, hele de içinizde bir yerlerde kırıntısı varsa el üstünde tutsun. Yok çünkü zamanemizin topluluğunun dilinde.

Ayarsız diller sahibiyiz…

Terfi ettikçe dilimizin akord etme ihtiyacı da artıyor. Öylesine ayarsız ki kelimelerimiz, birbirimizin ne dediğini anlayamıyoruz.

Tatlı Dil…

Bileniniz varsa öğretsin, ayarsız dillilere…