Şartlar her zaman olmasa da planları alt üst edebilir. Siz; hazır olsanız da planınızı uygulamaya planınız şartların boyunduruğu altına girebilir.
Pazartesi açılacak olan okullar hava şartlarına mahkum oldu. Bir gün arayla bugün yılın ikinci merhabasını söylediler öğrenciler.
Okul yıllarının heyecanını birebir hatırlayamasak da heyecanı günegün yaşayan öğrenciler gibi, bizlerin de tatilden çıkıp okula gidişimiz hatıralarımızdadır.
Bir gün temiz kalabilen siyah önlüklerimizi sabah giydiğimizde, ilk günün hatırına cebimize koyulan bozukluklara alacağımız simitin hayaliyle sabah kahvaltısını “iştahım yok” bahanesiyle yapamazdık. Hele bozukluk cebimizde biraz fazla şıngırdıyorsa susamlı simitimizin yanına fruko bile alabilirdik. Belki frukodan kola kadar lezzet alamazdık ama milyon baloncuk yuttuğumuzda içten bir kahkaha okul bahçesindeki kahkahalara karışırdı.
Okulun ikinci yarısının ilk günü heyecanı birinci dönemin kıvamı gibi olmazdı elbette. Sadece on beş gün ayrı kaldığımız arkadaşlarımızı, öğretmenlerimizi özlesek de uzun yaz tatilinde ayrı kaldığımızda arkadaşların burnumuzda tüttüğü kadar değildi bu durum. Bazılarımız görüşsek de tatillerde, şimdilerdeki gibi daha ikinci sınıfta msn, facebook'taki gibi gece yarılarına kadar görüşemezdik biz.
Sömestrler her öğrencinin evinde bulunan internet bağlantılı bilgisayarlar sayesinde “özlemsiz” geçse de ikinci dönemin ilk merhabası yine de ışıl ışıl gözlerin saflığında.
Erkeklerin yolda elleri rahat yürüyemeyişi kızların saçlarının çekilişinin acısıyla atılan çığlıklarla açıklanabilir ancak. Birbirlerinin çantalarına yapışıp, sert sert vuruşları sabah sporudur belki de mavi önlüklü öğrencilerin.
Okulun kapısında cıvıl cıvıl seslerle giriş yapan öğrenciler pırıl pırıl geleceğin mimarları da olabilir “o valinin kalıbına tüküreyim” diyen saygısızlık yaparak yetişen de olabilir. Şimdilerde okullarda üzerine giyilenlerin markalı hallerine bakıldığından mıdır, ajitasyon yapanın prim yaptığından mıdır “yırtık botlu” öğrenciler örnek öğrenci olarak gösteriliyor. Oysa biz siyah önlüklü öğrenciyken birbirimizin yırtık ayakkabılarını görmezdik. Bakıldığında baş parmağı dışarıda arkadaşlarımız vardı ama “bakın benim botum yırtık” demezdik. Hoş söylesek de bu cümleleri, bu halimizi “hatıra” diye çekecek öğretmenimiz de yoktu. “Aferin çocuklar, aferin” tezahüratını doğru çözdüğümüz problem sonrası duyardık ancak.
Çocuklar tertemizler, ruhlarındaki saflık itibariyle. Davranışlarımızla onların ruhlarını şekillendiren bizleriz. Yıllar evvel bir gazeteciyi öldüren katil, gülücüklerle karşılanıp önemli isimmiş gibi muhatap alınırken, TV'lerde flaş haberlerde anılırken, suçluya yapılan muamele zamanla böylesi hal değiştirirken , yaşadığımız devrin içinde çocukların olduğunu unutmamız gerekir. Olaylara verdiğimiz tepkiler sadece bizi ilgilendirmekten çıkıp sosyal hayatın birer parçası haline geliyor.
Birey; bu benim tavrım, beni ilgilendirir deme lüksüne sahip olsaydı okulda eğitecek çocuklara sosyal bilgileri, hayat bilgilerini öğretmeye gerek duymayacaktı devlet. O yüzden sergilediğimiz her davranış kültürümüze geçeceği bilinciyle dikkatimizin derecesini arttırmalıyız.
Bugün okullarımız; öğrencilerine kapısını hava şartları sebebiyle planlanandan bir gün sonra açtı. Hava şartları planlarımızı alt üst etmese de şartlara mahkum olmamayı öğrenmeliyiz.
Çevre şartları hayatımıza hep hükümran olmak için uğraşacak. Bugün; okul kapılarındaki öğrencilere şartlara uymayı değil, şartları uydurmayı öğretmeliyiz.
Hayat; çetin şartlarını önümüze yığdıkça, birer birer aşabilmeyi içimizdeki güçle, donanımlı eğitimimizle, öz kültürümüzle, keskin çizgimizle, alt edebilmeliyiz.
İkinci döneminiz hayırlı olsun geleceğin ışıklı çocukları…