Göle maya çaldım bu Pazar. Ya tutarsa diye değil, tutacak inancıyla. Çok değil az zaman sonra, inancımın zafer anı yaşanacak, şükrüyle. Kötülüklere inat inançla her daim tazecik kalacak iyilikler.

Bu Pazar iyiliklerin taze kalması ve hep kim hangi rengi isterse o renkle kalması duasıyla yüreğime güzellik ektim. Yeniden tazeledim mayamı. Tutup tutmayacağı ‘Büyük Son'da bileceğim, ancak benim inancımla bu maya tutacak. O yüzden ki şükrünü mayalarken yaptım artsın diye güzellik içimde. Bir benden bin güzellik sevenden diye.

Şükre boyun eğiverdi yüreğim.

Hissettim.

Yolunu buldu her an şaşmamacasına güzellikle beraber. Ezberini bozmazsa iyilik ve güzellik üzerine yürüyecek adım adım yüreğim.

Ses verecek ‘güzel konuşun' diye emredene her adımda.

Nefes alışı ‘an'mak üzere olacak.

Yıldızıma haber saldım, kayıp gidene kadar parılda diye.

Söyle tüm yıldızcıklara unutmasınlar sahiplerini diye de tembihledim. Kendilerini büyük görmesinler sahiplerinden yüksekteler diye. Sahipleri biliyor ki yıldızları ne kadar ışıltılı olursa ruhlarının yükseleceği ‘yüce gün'de o denli yükselecekler.

Kabilin yüreği ne çok da yanmıştı kor alevin içinde. Zifiri karanlıkta kalmıştı da tepeden ışık gönderen güneş biçare yüzünü setreylemişti.

Yol gösteren şeytan ellerini ovuşturarak kaçtığında Habil'in ruhu, bedenini gagasıyla eşelediği toprağa gömen kargaya yıldızının parladığı yerden izliyordu.

Fersah fersah uzak kaldığı kötülüklere ‘değmeden' ayrılışı yaşayışı kadar temizdi.

Kabilleşen ruhlarımıza inat Habillere hasret yüreğimizi Adem Affıyla temizleyip Havva Güzelliğiyle süslemeliyiz.

Mayamızdaki Nur'un güvenciyle her güne yeniden, yeniden memnuniyetin tebessümüyle yıldızımızı parlatmalıyız.

Yolu cennetten geçmiş bizler, isyanımızın affıyla dahi olsak da yönümüz yönse cennete ulaşma hevesini bir an önce bırakmalı etrafımıza şöyle bir bakmalıyız.

Cennet ne kadar da güzel değil mi?